Sigorta Haftası kapsamında düzenlenen “OVP’nin Dayanıklılık Vizyonu: Riskten Dirençliliğe Kentsel Dönüşüm ve Sigorta” başlıklı panelde, kentsel dönüşüm, şehirlerin afetlere ve diğer risklere karşı dayanıklılığı ile sigorta sektörünün dönüşüm sürecindeki rolü ele alındı.
Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ahmet Yaşar’ın açılış konuşmasıyla başlayan etkinlik, gazeteci Noyan Doğan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Panelde İstanbul Planlama Ajansı Yüksek Şehir Plancısı Özcan Biçer, Kentsel Dönüşüm Uzmanı Dr. Mimar Nihat Şen, İNDER Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Sevgili, MUAD Yönetim Kurulu Başkanı Mikail Aydemir, SEDDK Sigorta Uzman Yardımcısı Hasan Mert Tokgöz ve Quick Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Soner Tekbaş konuşmacı olarak yer aldı.
Şehirlerin dayanıklılığı ve sigortanın rolü tartışıldı
Panelde şehir planlamadan kentsel dönüşüme, inşaat sektöründen sigortacılığa kadar farklı alanlardaki değerlendirmeler katılımcılarla paylaşıldı. Daha dirençli ve sürdürülebilir şehirlerin oluşturulması için risklerin önceden belirlenmesi ve yönetilmesinin yanı sıra sigorta mekanizmalarının kentsel dönüşüm süreçlerine daha etkin şekilde dahil edilmesi gerektiği ele alındı.
Kentsel dönüşümün yalnızca yapıların yenilenmesiyle sınırlı olmadığı, şehirlerin karşı karşıya olduğu risklerin bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesinin önem taşıdığı vurgulandı. Bu kapsamda kamu, özel sektör, inşaat ve sigorta sektörleri ile diğer paydaşların koordinasyon içinde hareket etmesinin gerekliliğine dikkat çekildi.
Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar, Türkiye’nin afet riskleri karşısındaki sigorta koruma açığına dikkat çekerek, 6 Şubat depremlerinde ortaya çıkan ekonomik kayıpların yalnızca yaklaşık yüzde 6’sının sigorta kapsamında karşılandığını söyledi. Yaşar, dünyada doğal afet kaynaklı ekonomik kayıpların sigorta tarafından karşılanma oranının ise Türkiye hariç tutulduğunda yaklaşık yüzde 40 seviyesinde bulunduğunu belirtti.
Sigorta Haftası kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte konuşan Yaşar, 6 Şubat depremlerinin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisinin boyutlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından Orta Vadeli Program’a (OVP) ilişkin yapılan açıklamada, depremlerin ekonomik hasarının 104 milyar dolar olarak ifade edildiğini hatırlatan Yaşar, 2027 yılına kadar bütçelenecek kaynaklarla birlikte toplam tutarın 116 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini aktardı.
Yaşar, deprem sonrasında yaptıkları değerlendirmelerde de sigorta korumasının sınırlı kaldığına işaret ettiklerini belirterek, “Bu rakamların sadece 6 milyar dolarlık kısmı sigortalı demiştik. Maalesef de gerçek bu” ifadelerini kullandı.
Türkiye, dünya ortalamasının gerisinde
Doğal afetlerin yol açtığı ekonomik kayıplar ile sigorta tarafından karşılanan zararlar arasındaki farkın Türkiye’de önemli bir koruma açığı oluşturduğunu vurgulayan Yaşar, küresel ölçekteki tabloyla Türkiye arasındaki farkı da ortaya koydu.
Yaşar, Türkiye’nin dahil edilmediği hesaplamalarda dünyadaki doğal afet kayıplarının yaklaşık yüzde 40’ının sigorta yoluyla karşılandığını, Türkiye’nin kayıplarının hesaba katılmasıyla bu oranın yaklaşık yüzde 30’a düştüğünü söyledi.
“Biz dünya sigortalı hasarın ekonomik hasarı karşılama oranını 10 puan aşağıya çekiyoruz” diyen Yaşar, Türkiye’de afetlerin yol açtığı ekonomik zararların sigorta yoluyla telafi edilme oranının artırılması gerektiğini ifade etti.
Risklerin niteliği değişiyor
Türkiye’nin deprem riskinin devam ettiğini belirten Yaşar, özellikle Marmara Bölgesi’nde beklenen deprem riskine dikkat çekti. Adana ve Osmaniye çevresinde meydana gelen son sarsıntıların da Türkiye’nin farklı bölgelerinde deprem tehlikesinin sürdüğünü gösterdiğini kaydetti.
Yaşar, afet risklerinin yalnızca depremle sınırlı olmadığını belirterek, iklim değişikliğiyle bağlantılı risklerin yanı sıra finansal, siber ve mobilite kaynaklı yeni risklerin de gündeme geldiğini söyledi.
Sel, heyelan ve yerleşim bölgelerine ulaşan orman yangınlarının oluşturduğu tehditlerin giderek arttığına işaret eden Yaşar, “Artık şehir yangınlarına dönüşen orman yangınları ve diğer birtakım riskler giderek artıyor” dedi.
Değişen risk yapısının şehirlerin ve ekonominin dayanıklılığını daha önemli hale getirdiğini belirten Yaşar, risklerin gerçekleşmesinin ardından oluşan zararların karşılanmasından önce, risklere karşı koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Sigorta Haftası koruma açığına odaklanacak
TSB ve Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK), Türkiye’deki sigorta koruma açıklarının makro ölçekte azaltılması ve toplumda sigorta farkındalığının artırılması amacıyla çalışmalar yürüttüğünü belirten Yaşar, Sigorta Haftası’nın bu konuların gündeme taşınması açısından önemli bir fırsat olduğunu söyledi.
Hafta kapsamında iklim risklerinin farklı toplantılarda ele alınacağını aktaran Yaşar, 7 Ekim’de Sigorta Tatbikatçıları Derneği tarafından 18. Uluslararası İstanbul Sigortacılık Konferansı’nın, 8 Ekim’de ise TSB tarafından 5. Uluslararası Sigortacılık Zirvesi’nin gerçekleştirileceğini bildirdi.
Sektörün uluslararası gündemdeki gelişmeleri de yakından takip ettiğini belirten Yaşar, kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31’de sigorta sektörünün Sigorta Evi ile temsil edileceğini ve dünya sigorta birlikleriyle temasların devam ettiğini söyledi.
Yaşar, konuşmasının sonunda Sigorta Haftası dolayısıyla katılımcıları kutlayarak, bina tamamlama sigortasının önündeki sorunların ele alınacağı toplantının sektöre yönelik somut sonuçlar ortaya koymasını temenni etti.
Brokerlik kitabı tanıtıldı
Panelin ardından Sigorta Brokerleri Derneği tarafından hazırlanan “Dünyada ve Türkiye’de Sigorta ve Reasürans Brokerliği – Tarihsel Gelişimi ve Uygulamaları” adlı kitabın lansmanı gerçekleştirildi.
Program, Sigorta Haftası’na özel olarak küratör Nergis Abıyeva tarafından hazırlanan “Aynı Yerde Yolculuk” sergisinin katılımcılarla buluşmasıyla devam etti.
Etkinlikte yapılan değerlendirmelerde, risklerin yalnızca gerçekleştiğinde karşılanmasının ötesine geçilerek, afet ve diğer risklere karşı daha dirençli bir gelecek oluşturulması gerektiği mesajı öne çıktı. Bu hedef doğrultusunda tüm paydaşların ortak hareket etmesinin önemine dikkat çekildi.










