Ray Sigorta CEO’su Koray Erdoğan, “CEO Notları” serisinin 9. yazısında çalışan bağlılığı ve iş-yaşam dengesi tartışmasını farklı bir perspektiften ele aldı. Erdoğan, iş ve özel hayatın birbirinin karşıtı olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, “Denge, ‘hangisinden vazgeçeceğim?’ diye sorar. Ahenk ise ‘ikisini birlikte nasıl güzelleştiririm?’ diye” değerlendirmesinde bulundu.
Ray Sigorta CEO’su Koray Erdoğan yazısının tamamı şu şekilde;
Son yıllarda nereye baksam benzer mesajlarla karşılaşıyorum:
"İş sadece iştir." "İş özel hayatınızın önüne geçmemeli." "Şirketler aile değildir." "Kapitalist sistem sizi sömürüyor." "Başarılı insanların kaçı gerçekten hak ettiği için o koltukta?" "Karşılığını almıyorsanız fazlasını yapmayın."
Bu söylemlerin her birinin kendi içinde haklı olduğu durumlar var. Ama hepsini yan yana koyduğumuzda ortaya başka bir mesaj çıkıyor:
İşine fazla anlam yükleme. Şirketine fazla bağlanma. Senden beklenenden fazlasını verme. Kariyer başarısını da fazla önemseme.
Sonra dönüp çalışan bağlılığının neden düştüğünü tartışıyoruz.
Rakamlar da bu tartışmayı haklı çıkarıyor. Gallup'un son raporuna göre dünyada her 5 çalışandan yalnızca 1'i işine gerçekten bağlı. Türkiye'de bu oran %8… Yani her 12 kişiden sadece biri.
Çalışanın sömürülmesini veya eski dünyanın "şirket için yaşa" kültürünü savunmuyorum. Asıl soru şu:
Çalışanı korumaya çalışırken, onun işiyle kurduğu duygusal bağı da mı koparıyoruz?
Çünkü iş-özel hayat dengesi başka bir şey, işe kayıtsızlık başka bir şey. Sömürülmemek başka bir şey, yalnızca görev tanımında yazanı yapmak başka bir şey. Bir şirkete körü körüne bağlanmak başka bir şey, yaptığı işe anlam yüklemek başka bir şey.
Yıllardır şirketlere çalışan bağlılığını nasıl artıracaklarını anlatıyoruz. Belki artık çalışanlara neden bağlanmamaları gerektiğini bu kadar çok anlatmanın sonuçlarını da konuşmalıyız.
Bu tartışmada en çok başvurulan kavram da belli: "İş-yaşam dengesi…"
Ama ben uzun zamandır şu soruyu kendime soruyorum: Neden denge? İş ve yaşam neden birbirinin karşısında duran iki kavram gibi görülüyor?
Belki de aramamız gereken şey denge değil, ahenk.
Çünkü denge, bir terazidir. Bir kefeye koyduğunuz her şey, diğer kefeden eksilir. Bir saat fazla çalıştıysanız, ailenizden bir saat çaldınız. Bir akşam ekibinizle kaldıysanız, kendinizden bir akşam eksildi. Yani denge, her gün yeniden yapılan bir seçimdir… Ve her seçim, bir kaybı da beraberinde getirir.
Ahenk ise öyle değil.
Ahenk, bir orkestradır. İş ile yaşam arasında ahenk olduğunda, işte öğrendiğiniz sabır, evdeki sohbetinize taşınır. Hayatta biriktirdiğiniz merak, işinize yeni bir fikir olarak döner. Biri diğerini beslerken, asla ondan çalmaz.
Denge, "hangisinden vazgeçeceğim?" diye sorar. Ahenk ise "ikisini birlikte nasıl güzelleştiririm?" diye.
Ama ahenkten söz edebilmek için önce işin hayatımızdaki yerini yeniden düşünmemiz gerekiyor. Eğer iş yalnızca para kazanmak için katlandığımız bir zorunluluksa, elbette hayatımızdan mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışırız.
Peki ya işimizi gerçekten seviyorsak?
Bence iş kesinlikle sevilebilir. Ama bunun için işe sadece maaş kazanılan bir yer olarak bakmamak gerekir.
İş; kendinizi tanıdığınız, sınırlarınızı keşfettiğiniz, potansiyelinizi ortaya çıkardığınız ve her gün biraz daha geliştiğiniz uzun bir yolculuk olabilir. Böyle baktığınızda iş, sadece bir meslek olmaktan çıkar. Hayatınızın anlam üreten parçalarından biri hâline gelir.
Peki ahenk, hiç fedakârlık yapmamak mı demek? Bence hayır…
Hayatın diğer alanlarında olduğu gibi, kariyerde de ilerlemenin bazı tercihleri ve fedakârlıkları vardır. Kariyerinizde ulaşabileceğiniz nokta, büyük ölçüde yaptığınız fedakârlıkların toplamıdır. Hiç kimse önemli başarılara hiçbir şeyden vazgeçmeden ulaşamaz.
Farkı şurada: Dengede fedakârlık bir kayıptır. Ahenkte ise, sevdiğiniz işe ve hayalinize yaptığınız bir yatırım.
İşte o zaman iş ve yaşam birbirleriyle sürekli rekabet etmek zorunda kalmaz. Birbirini tamamlar.
Belki de çalışan bağlılığı tartışmasında unuttuğumuz şey tam olarak budur. İnsanları işlerinden uzaklaştırarak koruyamayız. Onlara iş dışında bir hayatları olduğunu hatırlatırken, işlerinde anlam bulabileceklerini de unutturmamalıyız.
Çünkü mesele hayatınızı işinize adamak değil. Hayatınızın önemli bir parçası olan işinize anlam katabilmek.
Kıssadan hisse… 💡 Belki de mesele iş ile yaşam arasında bir denge kurmak değildir. Asıl mesele, yaptığınız işi hayatınızla aynı ritimde akacak kadar sevebilmektir.
Siz hangisini yaşıyorsunuz: denge mi, ahenk mi?




