Faaliyet alanını hiçbir zaman yalnızca hasar sonrası müdahale olarak tanımlamayan HGR’nin odağını; ‘afetler, yangınlar ve operasyonel kesintiler sonrasında ekonomik değerin korunması, iş sürekliliğinin yeniden tesisi ve kurumların mümkün olan en kısa sürede faaliyetlerine dönmesi’ oluşturuyor. HGR Yönetim Kurulu Üyesi Funda Aydın, “Bu nedenle HGR’yi bir hasar restorasyon şirketinden çok, kurumsal toparlanma ve değer koruma alanında çalışan bir ‘Recovery Engineering’ platformu olarak konumlandırıyoruz” diyor. Kurum kültürünü ise ‘sorumluluk, yetkinlik ve güven’ üzerine inşa ettiklerini söyleyen Funda Aydın ile hem hasar restorasyon sektörü hem de HGR’nin çalışmalarını ve gelecek dönem stratejilerini konuştuk.
Hasar restorasyon sektörünün bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yeni risk çağı, yeni bir ekonomi doğuruyor. 21’inci yüzyılın ilk çeyreği bize net bir gerçeği gösterdi: Risk ve hızlı değişim artık şirketlerin karşılaştığı istisnai bir durum değil; faaliyet ortamının kalıcı bir parçası. Kurumların değeri yalnızca ne ürettikleriyle değil, beklenmedik koşullar altında ne kadar ayakta kalabildikleriyle ölçülüyor. İklim kaynaklı olayların sıklığı ve etkisi artıyor, jeopolitik belirsizlikler küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendiriyor; enerji, veri ve üretim altyapıları her zamankinden daha bağlantılı, aynı oranda daha kırılgan hâle geliyor. Bu nedenle kurumların temel sorusu da değişiyor: Artık mesele “Bir hasar yaşanır mı?” değil, “Bir kesinti yaşandığında ne kadar hızlı geri dönebiliriz?” Biz bu dönüşümün yeni bir ekonomik alan yarattığına inanıyoruz: The Recovery Economy. Çünkü modern ekonomide asıl kayıp çoğu zaman fiziksel hasarın kendisi değil; üretimin, gelirin, müşteri ilişkilerinin ve operasyonel sürekliliğin kesintiye uğramasıdır. Önümüzdeki dönemde rekabet gücünü belirleyecek unsur büyüme değil, toparlanma kapasitesi olacak.
Şirketiniz bu dönüşümün neresinde konumlanıyor?
HGR olarak bu dönüşümün öncü oyuncularından biri olduğumuza inanıyoruz. Faaliyet alanımızı hiçbir zaman yalnızca hasar sonrası müdahale olarak tanımlamadık. Odağımız; afetler, yangınlar ve operasyonel kesintiler sonrasında ekonomik değerin korunması, iş sürekliliğinin yeniden tesisi ve kurumların mümkün olan en kısa sürede faaliyetlerine dönmesi. Bu nedenle HGR’yi bir hasar restorasyon şirketinden çok, kurumsal toparlanma ve değer koruma alanında çalışan bir ‘Recovery Engineering’ platformu olarak konumlandırıyoruz.
Hasar restorasyon faaliyetlerinizde ‘dönüm noktası’ diyebileceğiniz gelişmeler nelerdi? Kurum kültürünüz ve yönetim anlayışınız nasıl şekillendi?
HGR’nin dönüşümünü hasar yönetiminden Recovery Engineering’e olarak özetleyebiliriz. Gelişim yolculuğumuzdaki en önemli kırılma, hasara bakış açımızın değişmesiydi. Sektör uzun yıllar hasarı fiziksel bir problem olarak değerlendirdi; biz ise asıl riskin operasyonel kesinti olduğunu gördük. Bu kavrayış bizi geleneksel restorasyon anlayışından çıkararak ‘Recovery Engineering’ perspektifine taşıdı. Kurum kültürümüzü ‘sorumluluk, yetkinlik ve güven’ üzerine inşa ettik.
Çünkü kriz anlarında müşteriler yalnızca teknik destek değil; doğru karar verebilen, yön gösteren ve güven veren bir çözüm ortağı arıyor. Hasar sahasında alınan kararlar, milyonlarca liralık ekonomik değerin korunup korunamayacağını belirliyor. Bizi farklılaştıran ise ekipmanlarımız değil; yıllar içinde oluşturduğumuz mühendislik refleksi, saha deneyimi ve kurumsal reflekslerimiz.
Portföyünüzde ne tür hizmetler yer alıyor? Müşteri ihtiyaçlarına göre ürünlerinizi nasıl yapılandırıyorsunuz?
Portföyümüzü sunduğumuz hizmetlerle değil, koruduğumuz değerle ve ürettiğimiz sonuçlarla tanımlıyoruz. Faaliyet alanımız, fiziksel varlıkların onarımından çok daha geniş bir kapsama uzanıyor. Kritik altyapılardan üretim sistemlerine, yüksek değerli ekipmanlardan teknolojik varlıklara kadar ekonomik değeri koruyan bütünleşik ihtiyaçlarıtoparlanma
çözümleri geliştiriyoruz. Ancak bizim için asıl belirleyici olan, hangi hizmeti verdiğimiz değil, hangi sonucu ürettiğimizdir. Amacımız; operasyonel sürekliliği yeniden tesis etmek ve ekonomik değeri mümkün olan en yüksek oranda korumak.
Hasar anı, sigorta sektörünün müşterisine verdiği sözün test edildiği andır. Poliçenin yenilenip yenilenmeyeceğine çoğu zaman hasar anında yaşanan deneyim karar verir. Başarılı toparlanma süreçleri, sigorta sistemine duyulan güveni doğrudan güçlendirir. HGR olarak yürüttüğümüz çalışmaların; sigorta şirketlerinin müşteri memnuniyetine, poliçe devamlılığına ve uzun vadeli güven ilişkisine somut katkı sağladığına inanıyoruz.
Uluslararası projelerinizden bahseder misiniz? Globalleşme sürecindeki fırsatlar ile zorluklar neler?
Hasar restorasyonu ve toparlanma mühendisliği, doğası gereği küresel bir uzmanlık alanı. Türkiye’nin afet deneyimi,
sanayi altyapısı ve saha tecrübesi bu alanda güçlü bir bilgi birikimi oluşturuyor; biz bu birikimin yalnızca yerelde
değil, uluslararası ölçekte de değer yaratacağına inanıyoruz. Globalleşme sürecindeki en büyük fırsatımız, sahadan gelen güçlü operasyonel deneyimimiz. En önemli zorluk ise farklı coğrafyalardaki mevzuatı, iş kültürünü ve operasyonel
beklentileri doğru okuyabilmek.





