İklim krizinden siber tehditlere, ekonomik dalgalanmalardan sağlık risklerine kadar dünyanın aynı anda çok sayıda kırılganlıkla karşı karşıya kaldığı bir dönemde sigortacılık sektörü de köklü bir dönüşüm yaşıyor. AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken’e göre; sektörün geleceğini şekillendirecek üç başlık önleyici sigortacılık, empati ve güven. Yavuz Ölken ile hem sektörü hem de AXA Türkiye’nin planlarını konuştuk.
2026’nın ilk altı ayını sigorta sektörü açısından değerlendirir misiniz?
2026’nın ilk yarısına baktığımızda şunu çok net görüyoruz: Yeni risk çağında sigortacılığın rotası değişiyor. İklim
kaynaklı afetlerden siber tehditlere, jeopolitik gelişmelerden ekonomik dalgalanmalara kadar riskler hem daha bağlantılı hem de daha öngörülemez hale geliyor. Bu durum sigortacılığın yalnızca hasar sonrasında devreye giren bir yapı olmaktan çıkarak, riskleri önceden öngören ve dayanıklılığı artıran bir role evrilmesini zorunlu kılıyor. Nitekim 2026’nın ilk yarısı da
bu dönüşümün etkilerini net şekilde gördüğümüz bir dönem oldu. Küresel ölçekte jeopolitik belirsizliklerin,
iklim kaynaklı afetlerin ve ekonomik dalgalanmaların etkileri devam etti. Bununla birlikte teknik kârlılık, risk yönetimi, müşteri deneyimi ve değişen beklentilere uyum gibi başlıklar her zamankinden daha fazla önem kazandı.
Risklerin karmaşıklığı arttıkça sigorta şirketlerinin toplumsal dayanıklılığa katkısı da daha görünür hale geliyor. Bu nedenle sektörün önünde hem önemli fırsatlar hem de önemli sorumluluklar bulunuyor. Ayrıca bu anlamda sektörün
süratle fabrika ayarlarına geri dönmesi gerekiyor. Finansal gelirler ile yaratılan çalışma formatının sürdürülebilirlik
açısından ciddi sorun teşkil edeceği ortada. Sürdürülebilirliği daha kalıcı hale getirmek ve sigortalılık oranlarını
artırabilmek adına dünden daha titiz çalışmamız gerekiyor.
Yaklaşık bir yıldır iletişiminizin merkezinde ‘Empati Güvencesi’ yaklaşımı yer alıyor. Bu yaklaşım müşteri deneyimine ve iş yapış biçimlerinize nasıl yansıyor?
‘Empati Güvencesi’ bizim için bir iletişim söyleminden çok daha fazlasını ifade ediyor. Son bir yılda gördük ki
sigortalılarımız yalnızca iyi ürünler ve hızlı hizmet beklemiyor; aynı zamanda kendilerini anlayan, ihtiyaçlarını doğru
okuyan ve ihtiyaç anında yanında duran kurumlarla bağ kuruyor. Bu nedenle empatiyi, ürün geliştirmeden hasar
süreçlerine, dijital çözümlerimizden acente ilişkilerine kadar işimizin bütününe entegre etmeye odaklandık.
Bugün geldiğimiz noktada bu stratejinin müşteri deneyimindeki karşılığını derinleşen bir güven bağında görüyoruz. Bizim için başarı; hasar anında o kritik süreci bir insanın hayatına dokunma anı olarak yönetebilmektir. Geleceğin sigortacılığında fark yaratan unsurlarından birinin bu insan odaklı yaklaşım olacağını düşünüyoruz.
Sigortacılıkta ‘prevention’ yani önleme yaklaşımı neden bu kadar önemli hale geldi?
Çünkü risklerin büyüme hızı ile toplumların korunma kapasitesi aynı hızda ilerlemiyor. Bugüne kadar sektör
büyük ölçüde hasar gerçekleştikten sonra çözüm üretmeye odaklanıyordu. Önümüzdeki dönemde ise asıl değer,
risk oluşmadan önce harekete geçebilmekte olacak. Veri analitiği, yapay zekâ ve öngörü sistemleri sayesinde riskleri daha erken tespit etmek mümkün hale geliyor. Bu da sigortacılığı yalnızca zarar telafi eden bir yapı olmaktan çıkarıp risk
azaltan bir ekosisteme dönüştürüyor. Bence geleceğin en önemli rekabet alanlarından biri burada şekillenecek.
Sigortacılığın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bu dönüşümde hangi şirketler başarılı olacak?
Önümüzdeki 10-15 yılda sigortacılık çok daha bağlantılı, kişiselleşmiş ve yaşamın içine entegre bir yapıya dönüşecek.
Tek tip güvence modellerinin yerini; farklı yaşam biçimlerine, sağlık profillerine, davranışlara ve risk ihtiyaçlarına
göre şekillenen çözümler alacak. Sigorta, sağlık, mobilite, teknoloji ve yaşam hizmetleri arasındaki sınırlar giderek azalırken, güvence de hayatın doğal akışı içinde daha görünmez ancak daha sürekli bir destek mekanizmasına
dönüşecek. Bu yeni dönemde şirketlerin başarısını belirleyecek unsur yalnızca sermaye gücü, ürün çeşitliliği veya
dağıtım kapasitesi olmayacak. Asıl farkı yaratan; değişen riskleri doğru okuyabilen, müşterilerin ihtiyaçlarını
daha ortaya çıkmadan öngörebilen ve teknoloji ile insan odağını dengeli şekilde bir araya getirebilen kurumlar olacak. Yapay zekâ, veri analitiği ve öngörü sistemleri sektörün standart araçları haline gelirken, güven ilişkisini güçlendiren unsur hâlâ insanı anlayabilme yetkinliği olacak. Sonuç olarak sigortacılık, yalnızca gerçekleşen kayıpları telafi eden bir sektör olmaktan çıkarak bireylerin, kurumların ve toplumların dayanıklılığını artıran bir ekosisteme dönüşecek. Geleceğin sigortacılığı; riskleri yönetmenin ötesinde, insanların geleceğe daha güvenle hazırlanmasına katkı
sağlayan bir yapı olarak konumlanacak.
“Güven duygusunu oluşturan unsur, hâlâ insan merkezli yaklaşım”
“Günümüzde operasyonlardan müşteri deneyimine, hasar süreçlerinden risk analizine kadar pek çok alanda yapay zekâ aktif şekilde kullanılıyor. Ancak burada önemli olan nokta şu: Teknoloji tek başına fark yaratmıyor. Yapay zekâ zamanla herkesin erişebileceği bir araç haline gelecek. Gerçek farkı yaratan, bu teknolojiyi insan ihtiyaçlarını daha iyi anlayabilmek için kullanabilmek olacak. Teknoloji hız kazandırabilir ama güven duygusunu oluşturan unsur, hâlâ insan merkezli yaklaşım.”
“Longevity, geleceğin sigortacılık anlayışının temel bileşenlerinden biri”
“Longevity, yalnızca insanların daha uzun yaşaması anlamına gelmiyor. Daha sağlıklı, daha üretken ve daha kaliteli bir yaşam süresini ifade ediyor. Bu nedenle sağlık, wellbeing, finansal dayanıklılık ve yaşam kalitesi gibi kavramlarla doğrudan bağlantılı. Sigorta sektörü de bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olacak. Çünkü gelecekte bireylerin sağlık risklerini daha erken anlamalarına ve daha bilinçli kararlar almalarına yardımcı olan çözümler öne çıkacak. Biz
de AXA Türkiye olarak longevity alanını geleceğin sigortacılık anlayışının temel bileşenlerinden biri olarak görüyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda yakın dönemde Phenome Longevity platformunu geliştiren Phenome Omics ile stratejik bir iş birliğine imza attık. Genetik ve biyolojik veri analizleriyle bireylere kişiselleştirilmiş sağlık içgörüleri sunan bu yaklaşımın, önleyici sağlık ve önleyici sigortacılık anlayışının gelişiminde önemli bir rol oynayacağına inanıyoruz.”





