Bilindiği üzere 2023 yılı sonunda bir “Makroekonomik İstikrar ve Reform Programı” başlatılmıştır. Bu programa kısaca dezenflasyon programı ya da enflasyonla mücadele programı da denilmektedir. Programın aşamaları şu şekilde öngörülmüştür.

Birinci Aşama: Eylül 2023 – Eylül 2024

Bu dönemde yapılması öngörülen eylemler ve hedefler şu şekilde özetlenmiştir.

- Kural bazlı piyasa ekonomisine dönüş

- Yüksek enflasyonu kontrol altına almak (ödemeler dengesi üzerinde stresten kaçınarak)

- Deprem harcamalarını parasal genişleme olmadan finanse etmek

- Döviz rezervlerini yeniden inşa etmek,

- Koşullu yükümlülükleri azaltmak.

Geriye dönüp baktığımızda bu başlıkların tamamının gerçekleştiğini görüyoruz. Para ve maliye politikalarında yapılan değişikliklerle ve diğer piyasa ekonomisi temelli uygulama değişiklikleri ile kural bazlı piyasa ekonomisine dönüldüğü görülmektedir. Yüksek enflasyonun kademeli olarak düşüşe geçtiği görülmektedir. Deprem harcamalarının finansmanında bir sorun görülmez iken çok ciddi bir parasal genişleme de söz konusu değildir. Döviz rezervlerinde artış olduğu da zaten sürekli yapılan bilgilendirmelerden anlaşılmaktadır. En büyük koşullu yükümlülük kur korumalı mevduatlarda bu dönemde aşağıya doğru gidiş başlamıştır.

İkinci Aşama: Eylül 2024 – Aralık 2025

Bu dönemde yapılması öngörülen eylemler ve hedefler şu şekilde özetlenmiştir.

- Dezenflasyonun başlangıcı,

- Mali disiplinin (sağlığın) yeniden tesisi,

- Sürdürülebilir bir ödemeler dengesinin başarılması,

- Kur korumalı mevduattan çıkış,

- Dayanıklılığın güçlendirilmesi.

Bu başlıkta yapılması öngörülen eylemlerin de başarıldığı görülmektedir. Aşağıda vereceğim bazı rakamlar bu durumu teyit etmektedir.

2023 yılı sonunda %64,77 olan tüketici enflasyonu 2024 yılı sonunda %44,38’e, 2025 yılı sonunda da %30,89’a inmiştir.

2023 yılı sonunda %-5,1 olan bütçe dengesi/GSYH oranının 2024 yılı sonunda %-4,7’ye, 2025 yılı sonunda %-2,9’a indiği görülmektedir.

Mayıs 2023’te 98,5 milyar dolar olan brüt rezervler Şubat 2026’da 177,5 milyar dolar olmuştur (210 milyar dolara kadar çıkmış, İran savaşı ile bu rakama inmiştir. Rezerv düşüşünün yarısı altın fiyatlarındaki düşüş kaynaklıdır).

Ağustos 2023’te 144 milyar dolar civarında olan kur korumalı mevduat tutarı Mart 2026’da 0,04 milyar dolara düşmüştür. Diğer bir ifadeyle tamamen sona ermiştir.

2023 yılı sonunda %-3,6, 2024 yılı sonunda %-1,0 olan cari işlemler dengesi/GSYH 2025 yılı sonunda %-1,9 (Hazine ve Maliye Bakanlığı verileri 30 milyar dolar cari açık gösteriyor, bazı kaynaklarda 25 milyar dolar geçiyor bu durumda %-1,5 oluyor) olarak gerçekleşmiştir.

Üçüncü Aşama: Ocak 2026 ve Sonrası

Bu dönemde yapılması öngörülen eylemler ve hedefler şu şekilde özetlenmiştir.

- Güvenilir, şeffaf ve geleceğe dönük politikaları sürdürmek,

- Tek haneli enflasyon,

- Bütçe açığının GSYH’nın %3’ü veya daha aşağısına çekilmesi,

- Ödemeler dengesi açığının GSYH’ya oranının %1 veya daha aşağıya çekilmesi,

- Yapısal reformlarla verimliliği ve rekabet gücünü artırmak.

2026 yılının Nisan ayına gelmiş bulunuyoruz. Maalesef ABD-İsrail İran savaşı çıkmıştır. Savaş durumu, Hürmüz Boğazı ile ilgili sorunlar bizim programın gidişatını nasıl etkileyecek sorusu herkesin aklındadır. Bu konuda Hazine ve Maliye Bakanı Sn. Mehmet Şimşek’in açıklamalarını özetle vermek istiyorum. Haber 7’den aldığım haberler şu şekilde;

“Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Uluslararası Ekonomi Zirvesi'nde açıklamalarda bulundu.

Bakan Şimşek "Herkesin kafasında savaşın bölgesel Türkiye'ye yansımalarından bahsetmek istiyorum. Meydan okumalar, krizler bu bölgenin aşikar olduğu konular. Bu şok, büyük bir şok. Geçmişe oranla bugünkü savaşın enerji piyasalarına etkisi çok büyük. Hürmüz Boğazı önemli bir geçiş noktası. Bu şokun büyüklüğünün farkındayız.

Geçmiş benzer şoklarla karşılaştırıldığında petrol fiyatlarındaki artışın oldukça yüksek olduğunu görebilirsiniz." dedi.

"ATEŞKES KIRILGAN"

"Kırılgan bir ateşkes var" diyen Şimşek "Piyasalar bu kırılganlığı yansıtıyor. Ateşkes devam etse dahi etkileri devam edecek. Geçen seneki şokları programımızla atlattık. Program rüştünü ispatladı. Türkiye göreceli olarak, burada daha dayanıklılık arz edecek bir ülke. Enerjide bağımlılığımız neredeyse yok denecek kadar az." ifadesini kullandı.

"DAYANIKLILIĞIMIZ YÜKSEK"

Şimşek "Bizim makro ekonomik şoklara olan dayanıklılığımız daha yüksek. Reel kurda önemli bir şok yaşansa bile, faizlerde artış yasansa bile bugün itibarıyla Türkiye'nin kamu borcunun milli gelire oranı bu şoklara hassasiyeti geçmişe göre çok daha düşük. Kırılganlığı yönetilebilir görüyoruz. Biz bu şoku en az zararla atlatabileceğiz. Ülkemizi yeniden güçlü bir şekilde konumlandırabileceğiz. Piyasa tepkisine bakacak olursak Türkiye'nin olumlu yönde farklılaştığını gösterebiliriz. Borsa İstanbul gelişmekte olan ülkeler endeksine göre daha iyi bir performans gösterdi." dedi.

"DEZENFLASYONUN RAYINDAN ÇIKMASINI ÖNLEYECEĞİZ"

Uzun süredir devam eden dezenflasyon sürecine ilişkin olarak Şimşek "Piyasanın sağlıklı bir şekilde işlemesi için gerekeni yapacağız, dezenflasyon programının rayından çıkmasını engelleyeceğiz. Şimdi programın üçüncü aşamasındayız, maalesef şokla başladı, bu bir miktar süresini uzatır, ama program hedeflerimizden bizi saptırmaz." değerlendirmesinde bulundu.

"TÜM ETKİLER YÖNETİLEBİLİR"

Cari açık konusundaki endişeleri gideren Şimşek "Cari açık için öngörülen yüzde 1,5’in altındaki seviyenin yaklaşık 1 puan yukarı gelmesi, büyümenin yüzde 4 hedefinden 0,5–1 puan aşağı sapması ve bütçe açığının yüzde 3,5 hedefinin sınırlı şekilde aşılması olası. Ancak kritik nokta şu: Tüm bu etkiler yönetilebilir. Programın yönünü değiştirecek değil, süresini uzatacak nitelikte. Dolayısıyla mevcut şok, sonuç almamızı geciktirebilir; fakat programın temel çerçevesini bozmaz." dedi.”

Sayın Bakanın yaptığı açıklamalar; Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın web sayfasında yer alan ve kamuya açık olan “War, Oil and the Turkish Economy?” isimli sunumda yer alan daha ayrıntılı analizler tarafından da desteklenmektedir. Kişisel görüşüm de, ciddi bir analize dayanan bu sunum ve açıklamalar yönündedir. Yine kişisel ümidim de bu savaşın sürmemesi, ateşkes ve sonrası kalıcı bir barışın olması, bölgedeki ve dünyadaki tüm ekonomik aktivitelerin eskisinden daha canlı biçimde devam etmesidir.

Sigorta sektörünün Türkiye ekonomisindeki rolünü ve büyüme potansiyeli

Sigortacılığın yalnızca ülkemiz ekonomisinde değil tüm dünya ülkeleri ekonomilerinde çok yönlü fonksiyonları vardır.

Sigorta her şeyden önce bireylerin karşı karşıya oldukları risklerin gerçekleşmesi durumunda bir tazmin mekanizması sağlar. Bu da bireylerin ekonomik geleceklerini güvence altına alır. Hastalık, işsiz kalma, sakat kalma, ölüm vb. bireysel riskler hep sigorta (kamusal sigortalar ya da özel sigortalar) tarafından teminat altına alınır.

Firmaların faaliyetlerinin devamında da sigortanın büyük rolü vardır. Muhtelif rizikoların gerçekleşmesi halinde faaliyetleri durma noktasına gelebilecek olan işletmeler sigorta sayesinde faaliyetlerine devam imkanı kazanırlar.

İnsan hayatının devam ettirilmesinde en kritik role sahip olan gıdanın üretilmesinde ve tarımsal faaliyetlerin devamında da sigorta çok önemli bir rol üstlenir.

Deprem, sel, fırtına gibi katastrofik risklerin neden olduğu hasarların giderilmesinde de sigorta ön plandadır. Sigortanın bir başka işlevi de, uzun vadeli birikim oluşturulması ve bu birikimlerin uzun vadeli yatırımlara yönlendirilerek ülke kalkınmasına fayda sağlamasıdır.

Birikimli hayat sigortaları ve annuite uygulamaları ile bireylere ikinci bir emeklilik imkanı da sigorta vasıtası ile sağlanmaktadır. Sigortanın çok önemli bir başka işlevi de ülkelerin ödemeler dengesine olumlu katkı sağlamasıdır.

Türkiye’de de sigorta sistemi yukarıda bahsettiğim işlevleri yerine getirmektedir. Kamu sosyal güvenlik sistemine ilave olarak özel sağlık sigortası ve tamamlayıcı sağlık sigortası sistemlerimiz mevcuttur.

Tarımda devlet destekli tarım sigortaları hem bitkisel ürünlerde hem de hayvancılıkta muhtelif risklere karşı teminat sağlamaktadır. Doğal Afet Sigortaları Kurumu meskenler için deprem rizikosuna karşı teminat sağlamaktadır. Sigorta şirketlerimiz katastrofik risklere karşı teminat vermektedirler.

Özel Riskler Yönetim Merkezi vasıtasıyla piyasada teminat bulunamaması durumuna karşı tedbirler geliştirilmekte ve çözüm üretilmektedir.

Hayat sigortalarındaki birikimler, 2003 yılında Bireysel Emeklilik Sistemi (BES)’nin başlamasıyla büyük ölçüde buraya kaymıştır. Bugün BES’te ortaya çıkan çok önemli miktardaki (2 trilyon TL civarı) birikimin orta ve uzun vadeli yatırımlara yaptığı katkı önemlidir. Bu noktada annuite düzenlemelerinin acilen yapılması ve bu sistemin gerçek anlamda bir tamamlayıcı emekliliğe dönüştürülmesi şarttır.

Yıllardır ülkemizde sigorta potansiyelinin yüksek olduğunu ifade ediyoruz. Bu yorumlar özellikle düşük penetrasyon nedeniyle yapılıyor. Bugün geldiğimiz noktada artık potansiyelden konuşmak yerine bu potansiyeli nasıl harekete geçirebiliriz konusunu konuşmalıyız. Kanaatimce bu potansiyelin harekete geçirilebilmesi için şunlar yapılmalıdır;

- Bilinç ve farkındalık artırıcı çalışmalarda vites büyültmek (hem kamu hem sektör birlikte çalışacak),

- Bireylere ve firmalara uygun (tailor made) ürünler sunmak (bu görev sigorta şirketlerine düşmektedir),

- Sektöre olan güveni sarsıcı hususlardan kaçınmak,

- Teminat bulunamayan rizikolarla ilgili sorunların çözümü konusunda hem kamu otoritesinin hem de sektör oyuncularının daha fazla gayret göstermesi,

- Zorunlu sigortalar ile sorumluluk sigortalarında yaşanan sorunların çözüme kavuşturulması,

- Sigorta şirketleri için piyasaya giriş ve piyasadan çıkışların sigortacılığın gelişmiş olduğu ülke örneklerine göre düzenlenmesi ve uygulanması.

- Tüm mevzuatın taranarak sadeleştirilmesi (bu konuda 2013 yılında bir çalışma başlatılmıştı). Olabildiğince deregulasyona gidilmesi.

- Mutlaka bir “İkinci Nesil Reform Programı” yapılması. 2004-2014 yılları arasında “Birinci Nesil Reform Programı” tamamlandı. Bu program ile mevzuat altyapısı ve kurumsal altyapı tamamlandı. Şimdi acilen bu İkinci Nesil Reform Programı’nın hazırlanarak icraya konulması sektörün gelişimini hızlandıracaktır.

Deprem başta olmak üzere afet risklerine karşı sigorta sisteminin güçlendirilmesi adına yeni düzenlemeler

Bildiğiniz üzere, meskenler için Zorunlu Deprem Sigortası düzenlemesi 1999 yılında çıkarıldı ve uygulaması 2000 yılında başladı. Tüm dünyada sigorta sistemlerinin büyük felaketlerden sonra oluşturulduğu gibi bizde de 1999 yılında yaşadığımız, birer büyük felaket olan iki deprem sonrası düzenleme yapıldı.

Yıllar içerisinde bu sigorta yaygınlaştı. 2011 yılında meydana gelen Van Depremi’nde Van’da penetrasyon yalnızca %7 veya %9 idi. 2023 yılında meydana gelen büyük Kahramanmaraş Depremlerinde ise bu oran %55’e çıkmıştı. Bu çok önemli bir gelişmedir. Dünyanın hiçbir yerinde %100 penetrasyon yoktur. Bu nedenle gelinen nokta küçümsenmemelidir.

Zorunlu Deprem Sigortasında penetrasyonun istikrarlı biçimde artmasında, zaman içerisinde bu sigortanın kontrol edildiği işlemlerin (tapu işlemleri, su aboneliği, elektrik aboneliği gibi) artırılması önemli bir rol oynamıştır.

Geçen zaman içerisinde ortaya çıkan küçük ya da orta ölçekli depremlerde yapılan tazminat ödemelerine ilave olarak DASK en büyük ödemesini 2023 Kahramanmaraş Depremlerinde yaptı. Bu depremler için yapılan tazminat ödemeleri 40 milyar TL’ye ulaşmıştır. Diğer bir ifadeyle DASK bu ilk büyük sınavını başarıyla geçmiştir. 650 bine yakın dosya incelenmiş, hasar ve tazminat süreci tüm olumsuz şartlara rağmen olabilecek en kısa sürede tamamlanmıştır. Reasürörler de üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmişlerdir.

DASK’ın zorunlu deprem sigortasına ilave olarak sel, fırtına, heyelan vb. bazı katastrofik risklere de teminat vermesi konusu 3-4 yıldır çalışılıyor. Bu konuda medyada çok sayıda haber yapıldı. Ancak henüz resmi olarak nihai bir taslak kamuoyuna açıklanmadı.

Ülkemizde zaman zaman yaşanan sel ve fırtına olaylarında ciddi hasarlar meydana gelmektedir. Ayrıca bu yeni düzenleme çerçevesinde yangının, ev eşyalarının ve orman yangınlarının da kapsama alınıp alınmayacağı tartışılıyordu. Kişisel kanaatim, orman yangınlarının mutlaka kapsama alınması, buna karşılık yangına karşı sigorta ile ev eşyalarının sigortalanması kısmının sektöre bırakılması yönündedir. Bir kamu kuruluşu olan DASK’ın işlevinin ağırlıklı olarak kamusal olması daha uygundur. Bu çerçevede deprem, sel, fırtına, heyelan ve orman yangınlarından oluşan bir kamusal sigorta teminat sistemi makul olacaktır.

Bu yeni sistemin de Zorunlu Deprem Sigortası’nda olduğu gibi Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) bünyesinde yürütülmesi, konunun bütünlüğü açısından isabetlidir. DASK 2000 yılından bu yana 26 yıllık bir deneyime sahiptir. Elbette bu yeni sistemin sigortalama süreci, hasar tazmin süreci, finansal boyutunun takibi, tarifelerinin belirlenmesi, reasürans programının oluşturulması ve icrası daha karmaşık ve büyük çaplı olacaktır. Sağlayacağı faydalar da o ölçüde büyük olacaktır.

Bu noktada kişisel önerim; yapılacak düzenlemelerde yalnızca sigorta yapma boyutunun değil, “risk azaltma” boyutunun da göz önünde bulundurulması ve bu hususta ilgili kurumlar arasında işbirliğinin sağlanmasıdır. İncelediğim bazı başka ülkeler katastrofik havuz örneklerinde riskin azaltılmasında başarılı olan havuzların sürdürülebilirliğinin daha fazla olduğu görülmüştür.

BES (Bireysel Emeklilik Sistemi) tarafında katılımı artırmak için yeni adımlar

Bu konuda da yine son 3-4 yıldır “Tamamlayıcı Emeklilik” adı altında çalışmalar yapıldığı konusu basında çok defa işlendi. Burada da resmi olarak kamuoyuna açıklanmış bir taslak mevcut değildir.

Dünyada genel olarak emeklilik sistemleri üç basamak üzerinden yürümektedir. İstisnai olarak 4 veya 5 basamaklı olan ülkeler olsa da esas olan bu üç basamaktır.

- Birinci Basamak: Kamu emeklilik sistemi (bizdeki SGK- SSK, Bağ Kur, Emekli Sandığı gibi),

- İkinci Basamak: İşyeri bazlı özel emeklilik (İngiltere’deki Auto-Enrollment sistemi gibi),

- Üçüncü Basamak: Gönüllük özel emeklilik (bizdeki gönüllü BES gibi).

Bizde şu anda birinci basamak mevcut, üçüncü basamak mevcut, ikinci basamak mevcut değil. 2017 yılında başlatılan işyeri bazlı Otomatik Katılım Sistemi ikinci basamak olarak düşünüldü. Ancak uygulamadaki bazı eksiklikler nedeniyle tam olarak ikinci basamak haline gelemedi. Bu nedenler aşağıdaki gibi özetlenebilir:

- Sisteme kayıt otomatik, çıkış isteğe bağlı, ancak çıkışı engelleyici ciddi hiçbir müeyyide yok. Yalnızca sistemde iki ay kalmadan çıkarsa alacağı 1000 TL’den mahrumiyet cezası var ki bu ceza genel olarak caydırıcı olmamıştır.

- Başka ülke örneklerinde işveren katkısı var bizde yok. Bu da ciddi bir çıkış nedeni.

- O dönemde incelediğimiz İngiltere modelinde ilk bir ayda çıkılmadığı takdirde artık 55 yaşına kadar çıkış yasak. Bizde her an çıkılabiliyor.

- Sistemin takibini EGM (Emeklilik Gözetim Merkezi) yapıyor. Oysa bu sistem işyeri bazlı bir sistem ve işyerleri ile ilgili kayıtlar SGK’da. O halde sistemin yönetimi ve takibinde sorumlu ve lider kuruluşun SGK olması, emeklilik şirketleri yönüyle takibin de EGM’de olması, sistemin çalışabilmesi için büyük önem arz ediyor.

- Aracılar İngiltere’de komisyonlarını hizmet talep eden kuruluşlardan alıyor. Sigorta veya emeklilik şirketlerinden değil. Bu noktada aracılar da sistemin aksaksız çalışabilmesi için önemli rol üstleniyorlar.

- Küçük işletmeler için ayrı bir yapı öngörülmüş. Onların çalışanlarından daha düşük işletim ücreti alınıyor. Bizde de İngiltere’de olduğu gibi çok sayıda küçük işletme var bu husus göz önünde tutulabilir.

Burada ifade edilmesi gereken bir önemli husus da, ikinci basamağı düzenler iken, birinci basamakla birlikte yeniden değerlendirmemiz gerekiyor. Bütüncül bir bakış açısı olmadığı takdirde parçalı yapılar sorunu tam olarak çözemiyor.

Çok tartışılan devlet katkısı oranının düşürülmesi konusunun biraz abartılı olarak değerlendirildiğini düşünüyorum. Sonuçta devlet desteği tamamen kalkmadı %20 ile devam ediyor. Esas olan bireylerin yatırdığı paraların getiri performanslarıdır. Yatırdığınız paraların enflasyon kadar net getiri sağladığını varsaydığımızda, devletin vereceği katkı size reel bir getiri sağlayacaktır. Devlet katkısı ekstra bir ödemedir. Elbette teşvik edicidir. %30 iyi bir destek idi, ama %20 de iyi bir destek ve katkıdır. Gelecekte de devlet katkısının devam edeceği anlaşılmaktadır. Bu noktada, verilen devlet katkısının da getiri performansı önem arz ediyor. Getiriyi artırmak amacıyla, Devlet katkısının yatırılacağı enstrümanlarda da daha fazla çeşitlilik sağlanabilir.

5- Tarım sigortaları ve iklim risklerine karşı geliştirilen finansal koruma mekanizmalarını yeterli buluyor musunuz?

Devlet destekli tarım sigortaları ile ilgili yasal düzenleme 2005 yılında yapıldı. 2005 yılında “Tarım Sigortaları Kanunu” TBMM tarafından kabul edilerek yasalaştı. Daha sonra ilgili KHK, yönetmelikler, genel şartlar ve tarifeler çıkarıldı. Kanunun öngördüğü çerçevede tarım Sigortaları Havuzu ilk Yönetim Kurulu atandı. TARSİM A.Ş. kuruldu. İnsan kaynağı altyapısı oluşturuldu. Bilgi işlem altyapısı oluşturuldu.

Kurulun atanmasından yalnızca 5 ay sonra, tüm hazırlık süreçlerinin tamamlanmasının ardından Haziran 2006’da ilk poliçe yazımı gerçekleşti. O dönemde çok sınırlı sayıda ürün ve teminatla işe başlandı. Meyvelerde ana teminat olarak yalnızca dolu teminatı, hayvanlarda çeşitli hastalıklar için teminat vardı ama yalnızca süt sığırları kapsamda idi.

Başlangıçtan yalnızca 6 ay sonra 2007 yılı başında meyveler için doluya ilave olarak don teminatı da uygulanmaya başlandı. Oysa dünyada en iyi örneklerden biri olarak gösterilen İspanya’da sistem başladıktan ancak 8 yıl sonra don teminatı verilebilmişti.

2006 yılı sonundan itibaren her yılsonunda sistem gözden geçirildi, sahadan alınan geri bildirimler değerlendirildi ve gerekli iyileştirmeler yapıldı. Bu iyileştirmeler çerçevesinde;

- Kapsama alınan bitkisel ürün ve meyve türleri çoğaltıldı.

- Kapsama alınan hayvan türleri artırıldı. Büyük baş hayvanlara (mandalar dahil) ilave olarak küçükbaş hayvanlar, kümes hayvanları ilave edildi.

- Seralar kapsama alındı.

- Balık çiftlikleri kapsama alındı.

- Ana teminat olan dolu ve don teminatlarına kuraklık teminatı da eklendi.

- Tali teminatlara ihtiyaca göre ilaveler yapıldı.

Bugün itibarıyla TARSİM’in ürün yelpazesi bir hayli genişlemiş durumdadır. TARSİM’in devlet destekli tarım sigortaları kapsamında üreticilerimize sunduğu temel ürünler şunlardır.

Bitkisel Ürünler

A. Bitkisel Ürün Sigortası

- Dolu, fırtına, hortum, yangın, deprem, heyelan, taşıt çarpması, sel ve su baskınının ürünlerde neden olduğu miktar kaybı,

- Dolunun yaş meyve, yaş sebze ve kesme çiçeklerde neden olduğu kalite kaybı,

- Yabani hayvanların (yaban domuzu ve geyik) tarla ürünlerinde, sebzelerde, fidanlarda ve çilekte neden olduğu miktar kaybı,

- Kuşların, ayçiçeği (yağlık), ayçiçeği (çerezlik) ürünleri ile ayçiçeği (sertifikalı tohumluk) ürününün olgunlaşma ve hasat döneminde tabla üzerindeki tohumları yemesi suretiyle ortaya çıkan miktar kaybı,

- Yağmur riskinin, pamuk ve pamuk (sertifikalı tohumluk) ürününde kozaların açılmasından itibaren hasada kadar olan dönemde, açılmış kozalarda neden olduğu miktar kaybı,

- Don riskinin, meyve fidanlarında ve bağ fidanlarında neden olduğu miktar kaybı zararı

- Ayrıca isteğe bağlı olarak alınabilecek ilave teminatlar.

B. Sera Sigortası

(Çok ayrıntılı olduğu için teminat kapsamına burada yer verilmeyecektir. Örnek olması için yalnızca A. Şıkkında ayrıntı verilmiştir. TARSİM’in web sayfasından bilgi alınabilir).

C. Köy Bazlı Verim Sigortası

(Çok ayrıntılı olduğu için teminat kapsamına burada yer verilmeyecektir. Örnek olması için yalnızca A. Şıkkında ayrıntı verilmiştir. TARSİM’in web sayfasından bilgi alınabilir).

D. Gelir Koruma Sigortası

(Çok ayrıntılı olduğu için teminat kapsamına burada yer verilmeyecektir. Örnek olması için yalnızca A. Şıkkında ayrıntı verilmiştir. TARSİM’in web sayfasından bilgi alınabilir).

E. Temel Sigorta Paketi

(Çok ayrıntılı olduğu için teminat kapsamına burada yer verilmeyecektir. Örnek olması için yalnızca A. Şıkkında ayrıntı verilmiştir. TARSİM’in web sayfasından bilgi alınabilir).

Hayvan Hayat Sigortaları

A. Büyükbaş Hayvan Hayat Sigortası

Geniş kapsamlı pakette, süt ve erkek besi sığırları ile mandalar için;

  • Her türlü hayvan hastalıkları ve gebelik, doğum veya cerrahi müdahale,
  • 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’na göre ihbarı mecburi olan hastalıklardan; mavi dil, rift vadisi humması, bulaşıcı sığır plörapnömonisi (contagious bovine pleuropneumonia), enzootik sığır löykozu, geyiklerin epizootik hemorajik hastalığı (EHD), bulaşıcı stomatitis (Veziküler Stomatitis) hastalıkları,
  • Her türlü kaza, vahşi hayvan saldırısı, yılan ve böcek sokması,
  • Zehirlenmeler,
  • Her türlü doğal afetler ve güneş çarpması,
  • Yangın veya infilâk,

sebebiyle meydana gelen ölümler, zorunlu kesimler, yavru atma ve yavru ölümü sonucu sigortalının doğrudan uğradığı maddi zararlar Tarife ve Talimatlar çerçevesinde sigorta kapsamındadır.

B. Küçükbaş Hayvan Hayat Sigortası

Aslıhan Duymaz: 2026’da yenilikçi ürün ve hizmetler geliştirmeye odaklanacağız
Aslıhan Duymaz: 2026’da yenilikçi ürün ve hizmetler geliştirmeye odaklanacağız
İçeriği Görüntüle

(Çok ayrıntılı olduğu için teminat kapsamına burada yer verilmeyecektir. Örnek olması için yalnızca A. Şıkkında ayrıntı verilmiştir. TARSİM’in web sayfasından bilgi alınabilir).

C. Kümes Hayvanları Hayat Sigortası

(Çok ayrıntılı olduğu için teminat kapsamına burada yer verilmeyecektir. Örnek olması için yalnızca A. Şıkkında ayrıntı verilmiştir. TARSİM’in web sayfasından bilgi alınabilir).

D. Su Ürünleri Hayat Sigortası

(Çok ayrıntılı olduğu için teminat kapsamına burada yer verilmeyecektir. Örnek olması için yalnızca A. Şıkkında ayrıntı verilmiştir. TARSİM’in web sayfasından bilgi alınabilir).

E. Arıcılık Sigortası

(Çok ayrıntılı olduğu için teminat kapsamına burada yer verilmeyecektir. Örnek olması için yalnızca A. Şıkkında ayrıntı verilmiştir. TARSİM’in web sayfasından bilgi alınabilir).

F. İpek Böceği Sigortası

(Çok ayrıntılı olduğu için teminat kapsamına burada yer verilmeyecektir. Örnek olması için yalnızca A. Şıkkında ayrıntı verilmiştir. TARSİM’in web sayfasından bilgi alınabilir).

Görüldüğü üzere yaklaşık 20 yıl önce sınırlı sayıda teminatla işe başlayan TARSİM, geçen süre içerisinde ürünlerini çok ciddi sayıda ve çeşitte artırmayı başarmıştır. Sürekli olarak da çiftçilerimizin ve ülke ekonomisinin ihtiyaçları doğrultusunda sistemi geliştirmeye devam etmektedir. Tüm dünyada sürekli olarak gelişen sigorta veya teminat modelleri göz önünde bulundurulduğunda elbette uygulamaya konulabilecek ilave finansal koruma mekanizmaları da mevcuttur. Zaten şu anda o mekanizmaların bir kısmını pilot uygulama olarak da olsa TARSİM uygulamaya koymuş durumdadır.