KASİDER ve BİMTES’den Yangın Sigortalarında Etkin Hasar Yönetimi Eğitim Programı KASİDER ve BİMTES’den Yangın Sigortalarında Etkin Hasar Yönetimi Eğitim Programı
Son zamanlarda sektörde konuşulan ve sektörün en büyük branşı olan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (Trafik Sigortası) ile ilgili belirsizliğin ortadan kalkması için çalışmalar yapılıyor. TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşülen trafik sigortasında hasar tazminatlarına ilişkin düzenleme sektör tarafından da merakla takip ediliyor. Dayanağını 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunundan alan ve ilgili mevzuat çerçevesinde ilgili branşta ruhsat sahibi olan tüm sigorta şirketlerinin yapmakla ve trafikte seyreden işletenlerin yaptırmakla yükümlü olduğu ve 24 milyon araç sahibi yanında trafik kazası mağdurlarını yakından ilgilendiren önemli bir sigorta ürünü olan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (Trafik Sigortası) ile ilgili olarak 5 önemli konuda hatalı görüş ortaya çıkmış durumda. SEDDK ve sektör yetkilileri düzenlemenin kabul edilmesi durumunda trafik sigortasında yaşanan mağduriyetlerin azalacağı ve hasar süreçleri daha da hızlanacağı yönünde görüşlerini belirtmişlerdi. Ancak son günlerde bu kadar gündemde olan trafik sigortaları hakkında doğru bilinen yanlışlar da mevcut. Türkiye Sigorta Birliği’nden aldığımız bilgiler doğrultusunda siz değerli okuyucularımız için trafik sigortası tazminat hesaplamalarında beklenen düzenleme hakkında yanlış bilinen doğruları açıkladık.
  • Yapılan düzenleme Anayasa’ya aykırı mı?
2016 yılında değişiklik yapılan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 90 ve 92’nci maddelerinin bazı hükümleri Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. İptal gerekçesinde özetle; sözleşme hürriyetinin Kanun ile sınırlanabileceği, borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin belirlenmediği, kanunda düzenlenmeyen alanlarda genel şartlar ile idareye geniş yetki tanındığı ifade edildi. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi; “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir” cümlesinde yer alan “ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda” ibaresini iptal etmiş olup “Bu Kanun” ibaresi iptal edilmedi. Dolayısıyla yapılması teklif edilen kanun değişikliği ile tazminat hesaplama usul ve esaslarının temel çerçeve ve ilkeleri belirlenmekte, Kanun ile belirlenen genel çerçeve ve ilkeler kapsamında kamu otoritesi olan SEDDK’ya iskonto oranı gibi belirli aralıklarla güncellenmesi gereken kriterler için yetki tanımlanmakta. Yapılması talep edilen düzenleme ile yasal düzenlemelerin herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, keyfi uygulamalara karşı koruyucu önlem içermesi ve böylelikle hukuki güvenliğin sağlanması, Yurt genelinde ve benzer durumdaki kişiler bakımından aynı şekilde uygulanabilmesi kriterleri yerine getirilmiş olacak.
  • Yapılacak düzenleme ile vatandaşlar mağdur olacak mı?
Trafik sigortası ile en çok konuşulan konulardan bir diğeri ise yapılacak olan düzenlemede vatandaşın mağdur olacağı şeklinde. Ancak yapılacak düzenleme iddia edilenin aksine vatandaşların aracılara ihtiyaç duymaksızın hak ettiği tazminatları en kısa sürede almalarına imkân sağlayacak. 2015 yılı öncesinde tazminat hesaplama usul ve esaslarının net olmaması nedeniyle farklı metodlar ve farklı kriterler kullanılmakta ve farklı tazminat hesaplamaları yapılmaktaydı. Bu durumun yarattığı belirsizliği ortadan kaldırmak amacıyla 2015 yılında yapılan Genel Şart değişikliği ile tazminat hesaplama usul ve esaslarının belirlenmesine yönelik ilk adım atıldı. 2016 yılında ise, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunun ilgili maddelerinde yapılan değişiklik ile daha öngörülebilir ve günün şartlarına uygun bir sistem kurgulanmıştır. 2020 yılında genel şartlarda yapılan düzenlemeler ile standart hesaplama yöntemlerinin niteliği geliştirilmiş, hesaplamaların objektif kriterlere dayanan bir hesaplama modeli oluşturuldu. Farklı tazminat tutarlarının ortaya çıkması, mağdur vatandaşları sistemi dejenere eden gruplara itmektedir. Bu durum trafik sigortası tazminat dosyalarının ticari bir meta haline gelmesine yol açmaktadır. Daha fazla tazminat tutarı alma vaadi ile bu gruplar tarafından ikna edilen vatandaşların %20-25 hatta %30’lara varan vekalet ücretinin yanı sıra hak ettiği tazminatların önemli bir kısmına bu gruplarca el konulmakta ve aslında mağdur olan vatandaş bir kez daha mağdur olmakta. Bu dönemde toplam bedeni tazminat dosyalarının %70’i yargı vasıtasıyla çözüme ulaştırılır hale geldi. Diğer taraftan her bir vakanın yargıya taşınması yargı üzerinde gereksiz bir yük oluşturmanın yanı sıra mağdur olan vatandaşın tazminatı alabilmek için 2,5-3 yıl süren yargı sürecinin tamamlanmasını beklemesi gerekiyor. Dolayısıyla Kanun değişikliği ile trafik sigortası tazminat hesaplamalarında bilimsel gerçeklere uyularak standardizasyon sağlanması ve tazminatların şeffaf ve hızlı bir şekilde hak sahiplerine ödenebilmesinin önü açılırken, bu sigorta ürünü üzerinden mahkemelerimizde oluşan dava yükünün de önüne geçilmiş olacak. Böylece vatandaşlarımız tazminatlarını alabilmek için uzun yıllar beklemeyecek.  Hak sahipleri, hiç kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan ne kadar sigorta tazminatı alacaklarını bilecekler.
  • Ticari araç segmentindeki araçların tazminatları ödenecek mi?
Trafik sigortası tüm araç gruplarında olduğu gibi ticari segmentte yer alan araçlar için de maddi ve bedeni teminat sağlanıyor. Kanunun 92’nci maddesinde yapılması teklif edilen değişiklik ile dolaylı zararlar ve işletenin sorumlu olmadığı dolaylı zararlar ile araçta değer kaybına neden olmayacak kadar küçük hasarlar teminat dışında bırakılmakta. Sorumluluk sigortalarında doğrudan zararlar teminat altına alınmakta olup Karayolları Trafik Kanununun 85’inci maddesinde araç işleteninin sorumluluğu tanımlandı. Madde metni incelendiğinde kanunda öngörülen sorumluluğun kişiye ve eşyaya gelen zararlarda uygulanacağı görülecek. Bu kapsamda, gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi zararlar mallar üzerinde doğrudan bir azalma etkisi yaratmamakla birlikte sigorta şirketleri açısından da öngörülemeyen zararlar olduğundan, halihazırda teminat sağlanan rizikolar arasında bulunmamakta. Ayrıca dolaylı zararlar, sadece trafik sigortasında değil, zorunlu bir diğer sigorta ürünü olan zorunlu deprem sigortasında da teminat altına alınamamakta. Dolayısıyla yapılması teklif edilen değişiklikler ticari segmentteki araç grubunda ya da diğer araç gruplarında teminat kapsamını daraltacak ek bir düzenleme içermemekte.
  • Yabancı sermayeli sigorta şirketlerinin istedikleri mi yapılıyor?
Ülkemizde aktif olarak faaliyet gösteren 62 sigorta ve 3 reasürans şirketi Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme Denetleme Kurumunun yayımlamış olduğu en son rapora Türkiye Gayrisafi Milli Hasılasının 30 katına tekabül eden 129,3 trilyon TL teminat sunarak ülkemizin ekonomik değerlerine ve vatandaşımızın can ve malına gelebilecek zararlara karşı güvence sunuyor. SEDDK’nın yayımlamış olduğu en son rapora göre sigorta sektöründe uluslararası sermayeli şirketlerin prim üretim payı sektörün %55’ini, yerli sermayeli şirketler ise %45’ini oluşturuyor. 2021 yılı Mart ayı sonu verilerine bakıldığında ise kanun tasarısına konu zorunlu trafik sigortasında prim üretimi yapan yerli sermayeli şirketlerin payı %60’dır. Bu verilere bakıldığında görüyoruz ki yapılan düzenlemeler olması gerektiği gibi herhangi bir ayrıma gitmeden tüm sektörü ilgilendiriyor.
  • Şirketler bu düzenlemeleri karlarına kar katmak için mi istiyor?
Araç sayısındaki artış, buna karşılık trafik kültürü ile sigorta bilincindeki yetersizlikler, fiyatlama ve hasar sürecinde yaşanan gelişmeler trafik sigortasında birtakım sorunların ortaya çıkmasına yol açıyor. Özellikle son on yıllık sürece baktığımızda 2006 yılından bu yana trafik branşında zarar eden sektör geçen 15 yılın sürede 2016 ve 2020 yılsonu olmak üzere sadece 2 kez kar açıkladı. 2016 yılında ticari araçlar için uygulamaya alınan tavan prim uygulaması, 2017 Nisan ayı itibariyle tüm araç gruplarına yayılmış ve devamında 2017 Temmuz ayında Riskli Sigortalılar Havuzu uygulamaya alındı. Bu çerçevede, söz konusu uygulamaların da etkisiyle 2017 yılından itibaren 2020 yılına kadar trafik branşında zarar yazmaya devam etti. 2020 yılında elde edilen karın ise, prim gelirlerine değil yatırım gelirlerine dayandığı görülüyor. Bu kapsamda, 2006 yılından bu yana toplam teknik zarar yaklaşık 9 milyar TL’ye ulaştı. Trafik sigortasında sektör olarak amaç kar elde etmekten ziyade hiçbir sigortalının mağduriyetine sebebiyet vermeden, bilimsel yöntemlere göre hesaplanan tazminatın, doğru kişiye en hızlı sürede ödenmesinin sağlamak için çalışmalar devam ediyor.
Editör: TE Bilisim