Ekonomilerin büyümesini sağlayan unsur, yalnızca finansal sermaye değildir. En az sermaye kadar değerli olan bir başka unsur daha vardır, güven. Sigortacılığın da en temel dayanağı işte bu görünmeyen sermayedir. Bireylerin yatırım yapabilmesi, işletmelerin risk alabilmesi ve toplumların geleceğe umutla bakabilmesi büyük ölçüde güven duygusuna bağlıdır. Sigortacılık ise bu güvenin kurumsallaşmış halidir. Belirsizlikler karşısında bireyleri, aileleri ve işletmeleri koruyan bu yapı, aynı zamanda ekonomik ve sosyal dayanıklılığın temel taşlarından biridir. Türkiye’de sigortacılık sektörü son yıllarda önemli bir gelişim göstermiş olsa da sigorta bilincinin henüz arzu edilen seviyeye ulaştığını söylemek güçtür.
RİSKLER ERTELENEBİLİR AMA YOK SAYILAMAZ
Toplumun önemli bir kesimi sigortayı hala bir güvence mekanizmasından ziyade zorunlu bir maliyet kalemi olarak değerlendirmektedir. Oysa sigortacılık, yalnızca gerçekleşmesini istemediğimiz risklerin ekonomik sonuçlarını yönetmeye ve olası kayıpların finansal etkilerini azaltmaya yarayan bir sistem değildir. Aynı zamanda ekonominin
sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahip çok sayıda reel ekonomik fonksiyonu da bünyesinde barındırmaktadır. Yaşadığımız her deprem, doğal afet ve ekonomik dalgalanma bize aynı gerçeği hatırlatmaktadır: Riskler ertelenebilir ancak yok sayılamaz.
ANLAM VE DEĞER ÜRETMEK
Akademik çalışmaların büyük bölümü, sigortacılık sektörü ile ekonomik büyüme arasında güçlü ve pozitif bir ilişki bulunduğunu ortaya koyuyor. Tera Grubu olarak sigortacılık proje aklımızın şekillenmesine katkı sağlayan bu çalışmaların sonuçları da aynı gerçeğe işaret ediyor. Asıl pazar olarak nitelendireceğimiz sokaklar üzerinde gerçekleştirilen sosyo-ekonomik araştırmalar da aynı sonuca işaret ederek, sigorta prim üretimindeki artışın ekonomik büyümeyle doğru orantılı olduğunu gösteriyor. Hayat ve emeklilik sigortacılığı alanında da faaliyet göstermeyi hedefleyen Tera Grubu’nun yöneticilerinden biri olarak, para ya da statüden daha uzun ömürlü olanın anlam ve değer üretmek olduğuna inanıyoruz. Karşılaşılan zorluklar karşısında yolumuza devam etme kararlılığımızı da bu inanç besliyor.
SİGORTACILIK, STRATEJİK BİR MEKANİZMADIR
Ana eksenimize geri dönersek, sigortacılık yalnızca hasar gerçekleştiğinde ödeme yapan sistemlerin bütünü değildir. Aynı zamanda tasarrufları ekonomiye kazandıran, yatırımları destekleyen, girişimcilerin ve işletmelerin daha cesur kararlar almasına imkân veren stratejik bir mekanizmadır. Önümüzdeki dönemde bu stratejik dönüşümün en güçlü itici gücünün dijitalleşme ve yapay zekâ olacağına inanıyorum. Yakın geçmişte internet bankacılığı bankacılık sektörünün iş
yapış biçimini ve banka müşterilerinin davranış biçimlerini nasıl değiştirdiyse, bugün de dijitalleşme ve yapay zekâ sigortacılık sektörünü dönüştürme yolunda hızla ilerlemektedir. Ancak burada asıl soru, teknolojinin ne kadar gelişeceği değildir. Asıl soru, bu teknolojinin insan hayatına ne kadar değer katacağıdır.
DEĞER YARATMA MARKASI
Bizler yeni bir marka yaratma arzusundayız. Değer yaratma markası. İçsel olarak güçlü, kişiye özgü, dayanıklı ve anlamlı bir değer üretme anlayışı… Sokağın başında yıllardır sebze satan ve dükkân açacak sermayeye ulaşmış bir esnafın neden daha büyük ve gösterişli bir dükkâna taşınmadığını anlayabildiğimiz gün, ekonomik modellerle gerçek hayat algısı arasındaki köprüyü de kurmuş olacağız. Çünkü bütün soruların cevabını nihayetinde pazar vermektedir. Ben Ahmet Gökhan Kerem, beni tanıyanların kullandığı adıyla AGK, yıllardır karargâhı sokağa kurmanın ve tersten tasarım anlayışıyla hareket etmenin önemini sayısız görüşmede anlatmaya çalıştım. Öte yandan yapay zekânın sağlayacağı en büyük fayda
operasyonel verimlilik olmayacaktır. Asıl dönüşüm, sigortacılığı daha kişisel, daha anlaşılır ve daha erişilebilir hale getirmesiyle gerçekleşecektir.
TOPLUMSAL REFAHIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ
Türkiye genç bir nüfusa sahip olsa da demografik dönüşüm çoktan başlamıştır. İnsan ömrü uzamakta, çalışma hayatı değişmekte ve bireylerin uzun vadeli finansal güvenlik ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. İnsanlar artık yalnızca bugünün risklerini değil, yarının belirsizliklerini de yönetmek istemektedir. Bu nedenle hayat ve emeklilik sigortacılığı
yalnızca finansal sistem içerisinde bir kategori değil, toplumsal refahın sürdürülebilirliği açısından da stratejik bir alan haline geldi. Elbette iki temel sorunun cevabı belirleyici olacak:
• Ürün-Pazar Uyumu: Gerçek bir pazar, geliştirdiğiniz çözümü gerçekten istiyor mu?
• Ürün-Kanal Uyumu: O pazara ekonomik ve verimli şekilde ulaşabiliyor musunuz?
Bu sorulara vereceğimiz cevaplar netleşirken, doğru zamanda piyasada olma ilkesinden asla kopmamak gerektiğine inanıyoruz.
UZUN VADELİ TOPLUMSAL VE EKONOMİK DEĞER ÜRETME FIRSATI
Bu doğrultuda, önümüzdeki dönemde hayata geçirmeyi planladığımız hayat ve emeklilik sigortacılığı faaliyetlerini yalnızca sektöre yeni bir oyuncu kazandırmak olarak değil, uzun vadeli toplumsal ve ekonomik değer üretme fırsatı olarak görüyoruz. Hedefimiz, bireylerin yalnızca risk anlarında değil, yaşamlarının her aşamasında yanında
olan bir güven ekosistemi oluşturabilmek. Çünkü geleceğin sigorta şirketleri insanların hayatlarını daha güvenli, daha öngörülebilir ve daha sürdürülebilir hale getirdikleri için değerli olacak. Bu düşüncenin temelinde ise şu ilke yatıyor: “Para kazanabilir, kaybedebilir ve yeniden kazanabilirsiniz. Ancak öz imajınızı, itibarınızı, dürüstlüğünüzü ve insanların size duyduğu saygıyı kaybederseniz, geri dönüş yoktur.”
“Sigortacılık bili7n,ci1nin m aritılrılmyaarsı üTlkLe ’eykio naoşmtisı”inin geleceği açısından da kritik önem taşıyor”
“Gerçek dönüşüm, toplumun “Sigorta yaptırmak zorundayım” düşüncesinden “Sigortalı olmak istiyorum” anlayışına,
oradan da “Sigortalı olmalıyım” bilincine geçmesiyle başlayacak. Kavramları, samimi bir güven ortamında, zamanın ve
sokağın ruhuna uygun biçimde yeniden tanımlarken sigortacılık bilincinin artırılmasının yalnızca sigorta sektörü açısından değil, ülke ekonomisinin geleceği açısından da kritik önem taşıdığını vurgulamak isterim.”