SEKTÖR

SEDDK’dan sigortacılıkta yeni risk yönetimi yaklaşımı: Hasar olmadan önce müdahale

SEDDK Kurul 2. Başkanı Mehmet Verim, sigorta risklerinin yalnızca hasar sonrasında tazminat ödenmesiyle yönetilemeyeceğine dikkat çekerek; mühendislik analizleri, yapay zekâ, IoT, aktüeryal modelleme, reasürans ve hukuki mekanizmaları kapsayan bütüncül bir risk yönetimi modeline işaret etti.

SEDDK Kurul 2. Başkanı Mehmet Verim, sigorta risklerinin yalnızca hasar sonrasında tazminat ödenmesiyle yönetilemeyeceğine dikkat çekerek; mühendislik analizleri, yapay zekâ, IoT, aktüeryal modelleme, reasürans ve hukuki mekanizmaları kapsayan bütüncül bir risk yönetimi modeline işaret etti.

Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Kurul 2. Başkanı Mehmet Verim, sigorta sektöründe risk yönetiminin kapsamının genişletilmesi gerektiğine yönelik değerlendirmelerde bulundu. Verim’in “Sigorta Risk Yönetiminde Bütüncül Mimari: Mikro Fiziki Önlemlerden Makro Stratejilere ve Hukuki Altyapıya Geçiş” başlıklı çalışmasında, risklerin gerçekleşmesinin ardından tazmin edilmesinin ötesine geçen proaktif bir model ortaya konuldu.

Çalışmada, sigortacılığın kendine özgü finansal yapısı nedeniyle risk yönetiminin çok katmanlı şekilde ele alınması gerektiği vurgulandı. Primlerin hasardan önce tahsil edildiği, buna karşılık hasarın ne zaman ve hangi büyüklükte gerçekleşeceğinin önceden kesin olarak bilinmediği belirtilirken, sektörün sürdürülebilirliği açısından teknik, finansal, teknolojik ve hukuki araçların birlikte kullanılması gerektiğine dikkat çekildi.

Riskin doğru tanımlanması ilk adım

Verim’in değerlendirmesine göre etkin bir risk yönetiminin temelinde öncelikle sigortalanabilir riskin doğru şekilde tanımlanması bulunuyor. Bir riskin sigortalanabilmesi için rastlantısallık, belirsizlik, ölçülebilirlik ve sigortalanabilir bir menfaat kaybı gibi temel kriterleri taşıması gerekiyor.

Sigorta havuzlarının oluşturulmasında ise Büyük Sayılar Kanunu kritik bir rol oynuyor. Benzer özelliklere sahip çok sayıda riskin aynı havuzda toplanmasının, hasar olasılıklarının daha sağlıklı şekilde tahmin edilmesine imkan verdiği belirtiliyor.

Bununla birlikte asimetrik bilgi, ters seçim ve ahlaki tehlike gibi unsurların sigorta havuzlarının dengesini bozabileceği ifade ediliyor. Özellikle yüksek riskli kişilerin sistemde ağırlık kazanmasının primleri artırabileceği ve düşük riskli sigortalıların sistemden uzaklaşmasına yol açabileceği kaydediliyor.

Risk gerçekleşmeden önce önlem alınması hedefleniyor

Çalışmanın öne çıkan başlıklarından biri, proaktif risk yönetimi yaklaşımı oldu. Buna göre sigorta şirketlerinin yalnızca meydana gelen hasarın finansal sonuçlarını karşılamaya odaklanmak yerine, hasarın ortaya çıkma ihtimalini ve şiddetini önceden azaltmaya yönelik mekanizmalar geliştirmesi önem taşıyor.

Bu kapsamda riskin belirlenmesi, ölçülmesi, değerlendirilmesi ve iyileştirilmesinin yanı sıra raporlama, teşvik, prim düzenlemesi ve sürekli izleme aşamalarını içeren döngüsel bir yapı öneriliyor.

Özellikle sanayi tesislerinde gerçekleştirilen risk mühendisliği çalışmalarıyla yangın, deprem, sel, patlama ve hırsızlık gibi risklerin önceden belirlenebildiğine dikkat çekiliyor. Termal kameralar ve IoT tabanlı sensörlerin ise elektrik sistemlerindeki aşırı ısınma veya mikro sızıntılar gibi sorunları hasara dönüşmeden tespit edebilmesi, bu yaklaşımın önemli araçları arasında gösteriliyor.

FMEA ve HAZOP öne çıkıyor

Endüstriyel risklerin yönetiminde kullanılan FMEA ve HAZOP yöntemlerinin de proaktif yaklaşımın önemli unsurlarından olduğu belirtiliyor.

FMEA ile olası hata ve arızaların henüz meydana gelmeden belirlenmesi hedeflenirken, HAZOP yöntemi özellikle karmaşık endüstriyel ve kimyasal proseslerde tasarımdan kaynaklanabilecek sapmaların ortaya çıkarılmasına yönelik kullanılıyor.

Bu yöntemlerin ortak amacı, hasar gerçekleştikten sonra maliyeti karşılamak yerine, riskin kaynağında kontrol altına alınmasını sağlamak olarak öne çıkıyor.

Teknoloji risk yönetimini anlık hale getiriyor

Çalışmada dijital teknolojilerin sigortacılıkta risk yönetiminin yapısını da değiştirdiği vurgulanıyor. InsurTech, IoT, yapay zekâ ve telematik uygulamalarının, risklerin daha hızlı tespit edilmesi ve kişiselleştirilmiş sigorta modellerinin geliştirilmesinde kullanılabileceği belirtiliyor.

Özellikle motor sigortalarında sürüş davranışlarının takip edilmesiyle ani fren, sert hızlanma, hız ihlali ve kullanım alışkanlıkları üzerinden risk skorlarının oluşturulabileceğine dikkat çekiliyor.

Kullanım bazlı sigorta modellerinin de bu teknolojik altyapıyla desteklenebileceği belirtilirken, aracın kullanım süresi, konumu ve zamanı gibi verilerin dinamik fiyatlandırmada değerlendirilebileceği ifade ediliyor.

Sağlık sigortalarında ise sigortalının açık rızası çerçevesinde akıllı saat, bileklik ve sürekli glukoz ölçüm cihazı gibi giyilebilir teknolojilerin koruyucu sağlık ve risk yönetimi uygulamalarında kullanılabileceği değerlendiriliyor.

Reasürans ve alternatif risk transferi kritik rol üstleniyor

Risk yönetiminin yalnızca mikro düzeydeki fiziksel önlemlerle sınırlı olmadığı, şirket bilançosuna yansıyan finansal risklerin de sistematik biçimde yönetilmesi gerektiği belirtiliyor.

Özellikle deprem ve sel gibi yüksek hasar potansiyeline sahip katastrofik risklerde reasürans mekanizmalarının önemine dikkat çekilirken, katastrofik tahviller ve risk swapları gibi alternatif risk transferi araçlarının da sermaye piyasalarını sigorta risklerinin paylaşımına dahil ettiği ifade ediliyor.

ALM ve sermaye yeterliliği önem kazanıyor

Sigorta şirketlerinin finansal dayanıklılığı açısından Varlık-Yükümlülük Yönetimi (ALM) yaklaşımının önemine de değinilen çalışmada, şirketlerin varlıkları ile gelecekteki yükümlülüklerinin vade ve risk profillerinin uyumlu şekilde yönetilmesi gerektiği belirtiliyor.

Bunun yanında şirketlerin deprem, sel, kur şoku veya ekonomik kriz gibi ağır senaryolara karşı stres testleri uygulayarak sermaye yeterliliklerini ölçmeleri gerektiği vurgulanıyor.

Hukuki altyapı risk yönetiminin tamamlayıcısı

Verim’in değerlendirmesinde risk yönetiminin teknik ve finansal araçların yanı sıra güçlü bir hukuki zemine de ihtiyaç duyduğu belirtiliyor.

Sigortalının doğru beyanda bulunması, sigortacının aydınlatma yükümlülüğü, rizikonun ağırlaşmasının bildirilmesi ve hasarın önlenmesi ya da azaltılması gibi yükümlülüklerin, risk yönetiminin hukuki boyutunu oluşturduğu ifade ediliyor.

Çalışmada sonuç olarak modern sigortacılıkta risk yönetiminin; mühendislik, veri analitiği, yapay zekâ, aktüerya, reasürans, sermaye yönetimi ve hukuk gibi farklı disiplinlerin birlikte çalıştığı kapsamlı bir yapıya dönüştüğü ortaya konuluyor.

Bu yaklaşımın temelinde ise yalnızca gerçekleşen hasarı karşılamak değil; riski önceden tespit etmek, azaltmak, doğru fiyatlamak ve sigorta şirketlerinin en ağır hasar senaryolarında dahi ödeme gücünü korumak bulunuyor.