İsviçre’nin Zürih kentinde düzenlenen Reinsurance Outlook 2026 toplantısında uluslararası reasürörler, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu deprem riski, iklim kaynaklı hasarlar ve yüksek enflasyonun sigorta ve reasürans sektörü üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Reasürörler, sürdürülebilir reasürans kapasitesinin sağlanabilmesi için önümüzdeki dönemde risk yönetimi ve veri altyapısına yönelik önemli adımlar atılması gerektiğini vurguladı.
Toplantıda yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin yüksek deprem riski, iklim değişikliğinin yol açtığı ikincil hasarlar ve enflasyonun yeniden yapım maliyetlerini artırması nedeniyle model belirsizliğinin en yüksek olduğu pazarlardan biri olarak görüldüğü ifade edildi.
Reasürörler, yalnızca geçmiş deprem kayıtlarına dayalı risk modellerinin günümüz koşullarında yeterli olmadığını belirterek, güncel olmayan bina envanteri, sigortalı değerler ve maruziyet verilerinin fiyatlama ve kapasite planlamasını zorlaştırdığına dikkat çekti. İklim risklerinin artmasıyla birlikte hasar frekanslarının yükselmesi ve enflasyon nedeniyle onarım ile yeniden yapım maliyetlerinin hızla artması da sektördeki belirsizlikleri büyüten unsurlar arasında gösterildi.
Uzmanlar ayrıca, büyük hasarların ardından reasürans sermayesinin piyasadan çekilmesi ve fiyatların sert şekilde yükselmesi, hasarsız dönemlerde ise fiyatların teknik seviyelerin altına gerilemesi nedeniyle uzun vadeli ve sürdürülebilir bir kapasite yapısının oluşamadığını ifade etti.
Bu nedenle çözümün, geçmiş olaylara dayalı yaklaşımların ötesine geçerek çoklu senaryoları, ikincil riskleri ve eş zamanlı gerçekleşebilecek hasarları dikkate alan gelişmiş modelleme sistemlerinde olduğu vurgulandı.
Reasürörlere göre Türkiye’nin önümüzdeki 3 ila 5 yıllık dönemde odaklanması gereken başlıca alanlar şunlar:
• Güncel bina, sigortalı değer ve maruziyet verilerinin oluşturulması,
• Risk bazlı ve teknik yeterliliğe sahip fiyatlama disiplininin güçlendirilmesi,
• Deprem ve iklim risklerine yönelik düzenli stres testlerinin uygulanması,
• Yeterli teknik karşılık seviyelerinin korunması,
• Şirketlerin sermaye yapıları ve reasürans programlarını uzun vadeli ve dayanıklı bir perspektifle planlaması.
Reasürörler, Türkiye’de sürdürülebilir reasürans kapasitesinin kısa vadeli fiyat baskılarıyla değil; güçlü veri altyapısı, doğru risk ölçümü, gelişmiş modelleme teknikleri, teknik fiyatlama yaklaşımı ve sermaye disipliniyle mümkün olabileceği mesajını verdi.