SEKTÖR

Bereket Sigorta GM Faruk Gökçen: Dijitalleşmeyi bir araç değil, uçtan uca bir süreç olarak görüyoruz

Sigorta Life sohbetlerinin konuğu Bereket Sigorta Grubu Genel Müdürü Faruk Gökçen, dijitalleşmeden penetrasyon sorununa, emeklilik sistemindeki büyümeden Bereket Grubu’nun yeni merkezine kadar birçok başlıkta dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Gökçen, “Dijitalleşme belirli bir alan değil, başlı başına bir bütün” diyerek sektördeki dönüşüm yaklaşımını anlattı.

Sigorta Life sohbetlerinin konuğu Bereket Sigorta Grubu Genel Müdürü Faruk Gökçen, dijitalleşmeden penetrasyon sorununa, emeklilik sistemindeki büyümeden Bereket Grubu’nun yeni merkezine kadar birçok başlıkta dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Gökçen, “Dijitalleşme belirli bir alan değil, başlı başına bir bütün” diyerek sektördeki dönüşüm yaklaşımını anlattı.

Faruk Gökçen kimdir, kısaca tanıyabilir miyiz? Ardından grubunuzu da anlatabilir misiniz?

“İş hayatıma sigortacılıkla başladım ve hep sigortacılık yaptım”

Ben iş hayatıma sigortacılıkla başladım ve hep sigortacılık yaptım. Aslen 1980 Trabzon doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Trabzon’da tamamladıktan sonra İstanbul Beykent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldum. İlk iş hayatıma, o dönemde Aviva’da başladım. Sonrasında, Groupama, Ziraat Sigorta, Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik gibi kurumlarda görev aldım. Bereket Sigorta Grubu’nda satış genel müdür yardımcılığı görevini yürütürken, daha sonra Bereket Sigorta ve Bereket Emeklilik Genel Müdürü olarak görevime devam ettim.

Sigortacılık hayatım boyunca hem sahada müşteriyle birebir temas eden bir satış sorumlusu olarak hem de işin teknik tarafında, farklı şirketlerdeki entegrasyon ve süreç birleşmelerinde görev aldım. Bu süreçler hem insan kaynağı hem de sistem tarafında önemli deneyimler kazandırdı. Bu deneyimlerin bugünkü iş hayatımıza çok olumlu katkı sağladığını düşünüyorum.

Bereket Sigorta ve Bereket Emeklilik, 163 yıllık köklü geçmişe sahip Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri’nin iştirakidir. Tarım Kredi Kooperatiflerii merkez birliği, 18 bölge birliği ve 1600’den fazla kooperatifle ülkenin her bölgesine hizmet veren güçlü bir yapıdır. Bu yapı bize hem güçlü bir sermaye hem de geniş bir saha erişimi sağlıyor. Aynı zamanda Tarım Kredi Kooperatifleri hem sermayedarımız hem de dağıtım kanalımızdır. Ayrıca en büyük sigortalılarımızdan biridir. Bu durum bize hem bireysel hem de kurumsal tarafta önemli bir deneyim kazandırıyor. 1600 kooperatifin yaklaşık 800’ü kırsal bölgelerde yer alıyor ve bu da bize geniş bir erişim imkanı sağlıyor.

-Dağıtım kanallarındaki oranlara bakacak olursak nasıl bir tablo var?

“Üretim çeşitliliği bizim için oldukça önemli”

Bereket Sigorta Grubu yalnızca grup içi bir yapı değil, aynı zamanda sektördeki tüm dağıtım kanallarıyla çalışan bir şirkettir. Toplamda 16 farklı kanal ile çalışıyoruz. Bunlar arasında bankalar, münhasır yapılar, tasarruf finansman şirketleri, acenteler, brokerlar, Tarım Kredi Kooperatifleri ve dijital kanallar yer alıyor. Bu yapı toplamda 3500’ün üzerinde bir dağıtım ağı oluşturuyor.

Dağıtım kanallarındaki oranlara bakacak olursak, 2025 yılı itibarıyla üretimin yaklaşık %20’si acentelerden, %40–50’si Tarım Kredi Kooperatifleri’nden, %12’si bankalardan, geri kalanı ise diğer kanallardan gelmektedir. Üretim çeşitliliği bizim için oldukça önemli. Bu çeşitlilik bize hem regülasyonlara uyum hem de operasyonel çeviklik kazandırıyor.

-2025 yılı Bereket Sigorta Grubu açısından nasıl geçti? 2026 yılı için büyüme hedefleriniz ve öncelikli branşlar neler olacak?

“Müşteri süreçlerini önceliklendirdiğimiz bir yıl oldu”

2025 yılı genel olarak tarım sektörü açısından zorlu geçti. Özellikle don, kuraklık ve dolu gibi katastrofik hasarlar yaşandı. Tarım sigortaları kapsamında 30 milyar TL’nin üzerinde hasar oluştu. Biz de 2025 yılında hem aracılık hem de reasürans tarafında 1 milyar TL’nin üzerinde hasar ödemesi gerçekleştirdik. Bu süreç, çiftçilerin yanında olmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.

2025 yılı finansal ve operasyonel açıdan ise zorlu hasarlara rağmen verimli geçti. Teknolojiye yatırım yaptığımız, müşteri süreçlerini önceliklendirdiğimiz bir yıl oldu. 2025’te ayrıca yeni ürünler ve yeni dağıtım kanalları devreye aldık. Rekabetin yoğun olduğu bu dönemde dijitalleşme ve entegrasyonlarla 2026’ya hazırlık yaptık. Özellikle kasko ve tarım sigortaları tarafında büyüme sağladık.

“Sigortalılarımızın bizden beklentilerini tanımaya, anlamaya başladık”

Biz hizmeti üç temel eksende ele alıyoruz; sigortalılarımız, paydaşlarımız ve çalışanlarımız. Tüm süreçleri uçtan uca yeniden tasarladık ve tek ekran yapısına geçtik. Bu sayede müşteri memnuniyetinde ciddi artış sağladık. Sigortalılarımız yönüyle bakalım. Bereket Sigorta ve Bereket Emeklilik olarak aslında hayat, hayat dışı ve bireysel emeklilik ürünleriyle faaliyet gösteren bir sigorta şirketiyiz. Bu grubun içinde aslında birden fazla ürünü hem hayatta hem hayat dışı tarafında sigortalılarımıza sunuyoruz. Sürece sigortalılarımızı tanımaktan başladık. 2 ekranı, 2 farklı altyapıyı, 3 tane farklı sistemi; sigortacılık, hayat ve bireysel emeklilik tekil hale getirerek sigortalılarımızdan oluşan o karmaşık veriyi sadeleştirip tek ekrana taşıdık. Sigortalılarımızın bizden beklentilerini tanımaya, anlamaya başladık. Tabi bu işin veri tarafı ve sigortalılarımıza dokunduğumuz paydaş tarafı da var. Az önce bahsettiğim 3 temel unsurun ikincisi. Paydaşlarımıza dokunduğumuz ve paydaşlarımızın sigortalılarımıza dokunduğu her anı anlamlı hale getirebilecek karmaşıklıktan uzaklaştırarak tek ekrana indirgedik.

Şimdi bütün bunları yaptınız ama aynı hizmeti aynı seviyede vermek istiyorsunuz. Ne yapmanız lazım? Çalışma arkadaşlarımızla da aynı kültürü oluşturabilmek adına onlar için buradaki verinin ne anlama geldiğini hem kültürel hem de sistemsel olarak onların ekranlarına taşıdık. Taşımaya da devam ediyoruz.

“Dijitalleşmeyi bir araç değil, uçtan uca bir süreç olarak görüyoruz”

Çağrı merkezi memnuniyeti %90’ın üzerine çıktı. Hasar ödeme sürelerini de önemli ölçüde kısalttık. Eskiden 20 günü aşan ödeme sürelerini 13–17 gün seviyelerine indirdik. Biz dijitalleşmeyi bir araç değil, uçtan uca bir süreç olarak görüyoruz. Bu yaklaşımımız büyümeye de olumlu yansıdı. 2026 hedefimiz sadece büyümek değil, aynı zamanda en iyi hizmeti sunmak ve hasar süreçlerinde sektörde ilk sıralarda yer almaktır. Hasar tarafı riskli bir hedef.

“Bu bir hedef ama aslında bir borç”

-Genel olarak sigortacılığa yaklaşımınızı nasıl değerlendirirsiniz?

Biz meseleye şöyle bakıyoruz: Sigortacılar olarak en temel yaklaşımımız uzun vadeli düşünmek. Bir primi tasarlarken de ürünü fiyatlandırırken de, riski ölçerken de uzun vadeli bakıyoruz. Üretim tarafında da aynı durum geçerli. Konjonktürü, piyasayı ve gelişmeleri doğru okumak gerekiyor.

Borcunuzu yerine getirmezseniz anlamı olmayan bir hedef. Regülasyonun izin verdiği, içerideki süreçlerin ve hukukun el verdiği en iyi hizmeti sunabilmek. Hedefimiz bu. Umuyorum ki bu hedefe de ulaşırız. Biz meseleye şöyle bakıyoruz: Sigortacılar olarak en temel yaklaşımımız uzun vadeli düşünmek. Bir primi tasarlarken de, ürünü fiyatlandırırken de, riski ölçerken de uzun vadeli bakıyoruz. Üretim tarafında da aynı durum geçerli. Konjonktürü, piyasayı ve gelişmeleri doğru okumak gerekiyor.

Piyasaya baktığımızda özellikle yeni finansal kuruluşların sigortacılık açısından önemli oyuncular olacağına ve sektöre ciddi katma değer sağlayacağına inandık. Bu doğrultuda çok önemli sistemler kurduk. Az önce bahsettiğim sigortalılarımızı tek ekranda görme yapısını yalnızca bir ekran olarak değil, aynı zamanda kanallarımıza tek tuşla poliçe üretebilme imkanı sağlayan bir yapı olarak tasarladık. Bunu acentelerimize, bankalarımıza ve Tarım Kredi Kooperatifleri’ne yani tüm paydaşlarımıza açtık. Bu bize çok ciddi bir katkı sağladı. Özellikle penetrasyon tarafında önemli kazanımlar elde ettik. Bazı kanallarımızda sunduğumuz her üç tekliften biri poliçeye dönüşmeye başladı. Kanalların ivmesi de buna çok pozitif etki etti.

Örneğin mühendislik branşında büyüyen bir şirketiz ve Bu büyümede banka kanalımızın önemli katkısı bulunuyor. Kasko tarafında ise acente kanalında güçlü bir büyüme performansı sergiliyoruz. Yaklaşık 550 acenteden oluşan geniş bir dağıtım ağımız var. Bu ağ içerisinde tasarruf finansman acenteleri, münhasır yapılar, çoklu çalışan acenteler ve pazar yeri modeliyle faaliyet gösteren iş ortaklarımız yer alıyor. Küçük ama etkisi büyük bir örnek vermek gerekirse; yalnızca entegrasyon ve web servis süreçlerindeki sorunları gidererek, bir acentemizin belirli bir üründeki üretimini üç ay içinde 2 milyon TL’den 10 milyon TL’ye çıkarmayı başardık. Bazen başarıyı getiren şey, büyük dönüşümlerden ziyade doğru noktaya yapılan mikro müdahaleler oluyor. Bu müdahalelerin bir kısmını da biz doğrudan gerçekleştiriyoruz. Konuya bu bakış açısıyla yaklaşıyoruz.

“En iyi hizmeti verebilmek için en ileri teknolojilerle çalışmanız lazım”

Bu bize çok pozitif katkı sağladı. Hem birlikte büyümek hem de büyürken sermaye yapınızı ve bilanço gücünüzü koruyabiliyor olmak çok önemli. Çünkü bütün bu hizmetleri verebilmek için sermayenizin ve nakit yapınızın güçlü olması gerekiyor. En iyi hizmeti verebilmek için de en ileri teknolojilerle çalışmanız lazım. Biz de tam olarak bunu yapmaya çalışıyoruz.

-Emeklilik tarafında da ciddi bir büyüme var. Hem sizin şirketiniz özelinde hem de sektör genelinde bunu görüyoruz. Siz bu büyümeyi nasıl yorumluyorsunuz?

“Emeklilik tarafını ikiye ayırıyorum”

Emeklilik tarafını ikiye ayırıyorum. Birincisi gönüllü BES tarafı; yani kişilerin kendi tercihleriyle sisteme dahil olduğu yapı. İkincisi ise otomatik katılım sistemi. O da aslında gönüllülük içeriyor ama işverenlerin de sorumluluğu bulunan bir yapı. Özellikle kıymetli madenler tarafındaki gelişmelerle birlikte fonların büyüdüğü bir dönem yaşadık. Bu durum tüm bireysel emeklilik şirketlerine olumlu yansıdı.

“Sade ve kolay kullanılabilir ekranlar tasarladık”

Bizim farklılaşan tarafımız ise daha önce bahsettiğim sistemleri hayata geçirmiş olmamızdı. Hem bankamızla çalışıyoruz hem acentelerimiz hem de Tarım Kredi Kooperatifleri ile entegre bir yapı kurduk. Onlara çok sade ve kolay kullanılabilir ekranlar tasarladık. Aynı zamanda regülasyonları ve yasal yükümlülükleri yerine getirebilmeleri için dijital tarafı ve çağrı merkezi süreçlerini de oldukça işlevsel hale getirdik. Böylece çok kısa sürede bireysel emeklilik sözleşmesi oluşturabilen bir yapı kurduk. Bu da kendi ölçeğimiz içinde ciddi bir büyüme sağladı. Burada bir haber de vermek isterim. Grup olarak bir portföy yönetim şirketi kuruluş kararı aldık ve bu karar yayımlandı. Umuyorum ki bu yapı ile birlikte fon yönetimini daha güçlü hale getireceğiz.

“Bizim odağımız fon tarafını daha güçlü hale getirmek”

Bugün bireysel emeklilikte hep katılımcı sayılarından konuşuyoruz ancak bizim odağımız fon tarafını daha güçlü hale getirmek. Sadece Bereket Emeklilik katılımcıları için değil, tüm katılımcılar için fon getirisi ve fon performansı tarafında daha güçlü bir oyuncu olmayı hedefliyoruz. Bugün de bu alanda iddialıyız, yarın çok daha iddialı olacağız. Bugün Türkiye’de emeklilik sistemi açısından hala çok büyük bir fırsat alanı olduğunu düşünüyoruz. Bu durum hem politika belgelerinde hem de düzenleyici kurumların açıklamalarında yer alıyor. Özellikle otomatik katılım sistemindeki düzenlemeler, fon tarafındaki yenilikler ve SGK entegrasyonlarının tamamlanmasıyla birlikte; yalnızca gönüllü BES tarafında değil, otomatik katılım tarafında da çok ciddi fırsatlar olduğuna inanıyoruz.

-Türkiye’de sigorta ürünleriyle ilgili bir penetrasyon sorunu var. Bütün yöneticiler bununla ilgili muhakkak bir yorum yapıyor. Sonrasında da bazı öneriler geliyor. Siz ne görüyorsunuz? Önerileriniz var mı?

“Penetrasyon açısından önemli bir fırsat alanı”

Meseleye şöyle bakıyoruz. Sigortalılarımıza hangi kanallarla ulaşıyoruz? Üretim ve yoğunluk anlamında acentelerimiz, bankalarımız ve brokerlarımız var. Finansal dünyaya baktığımızda son dönemde yeni finansal kuruluşların da kurulduğunu görüyoruz. Hem tasarruf finansman şirketleri hem de yeni bankalar var. Bu bankaların bir kısmı dijital, bir kısmı ise konvansiyonel şube bankacılığı yapıyor. Biz bir katılım sigorta şirketiyiz. Katılım sigorta şirketi olmamızın yanında piyasadaki tüm aktörlerle aynı kulvarda yarışıyoruz. Bu da aslında bir fırsat alanı. Penetrasyon açısından önemli bir fırsat. Özellikle bazı hassasiyetleri nedeniyle sigortaya erişemeyen ya da erişmek istemeyen kişiler için yeni kurulan bu alanlar çok daha kolay erişim sağlıyor. Bunu somut olarak da yaşıyoruz.

Tasarruf finansman tarafındaki yeni organizasyonlarla birlikte ciddi bir sigorta portföyü oluştu. Bu önemli bir fırsat ve bunu sürdürülebilir hale getirmek gerekiyor. Burada genç müşteri gruplarına da ulaşıyoruz. Daha önce sigortaya erişmemiş kitlelere doğru fiyatlama ve doğru yaklaşımla ulaşarak bu oranların artacağını düşünüyoruz. Türkiye’de araç sayısına ve erişim noktalarına baktığımızda, penetrasyonun segmentlere göre değiştiğini görüyoruz. Ancak Anadolu’da faaliyet gösteren bir şirket olarak oradaki sigortalılık oranımız düşük değil.

“Sadece sigorta satmak değil, sigortayı yaşamın bir parçası haline getirmek gerekiyor”

Sigortayı yaptırmak işin ilk aşaması; asıl önemli olan, müşteriye ulaştıktan sonra nasıl bir hizmet deneyimi sunduğunuzdur. Bu, sektörün uzun yıllardır üzerinde çalıştığı önemli gelişim alanlarından biri. Makro ölçekte baktığımızda, sigortalılarımızla ne kadar temas kurabildiğimiz kritik bir gösterge. Sigortacılığın temel verilerine göre, yüksek frekanslı ürünlerde dahi müşterilerle temas oranı yüzde 15–20 seviyelerinde kalıyor. Başka bir ifadeyle, 100 sigortalının yalnızca 15 ila 20’siyle yıl içerisinde herhangi bir temas kurulabiliyor. Üstelik bu temasların büyük bölümü hasar süreçlerinde gerçekleşiyor. Geriye kalan geniş kitleyle ise neredeyse hiç etkileşim kurulamıyor. Bu nedenle sigortacılığın hayatın içine daha fazla entegre olması gerekiyor. Hedefimiz yalnızca sigorta satmak değil, sigortayı müşterinin günlük yaşamının doğal bir parçası haline getirmek.

Bu yaklaşım doğrultusunda müşteri geri bildirimlerini ve operasyonel süreçleri yakından inceliyoruz. Örneğin, çağrı merkezimize gelen talepleri analiz ettiğimizde üç aylık dönemde yaklaşık bin kişilik bir müşteri kitlesinin belirli konularda geri bildirimde bulunduğunu gördük. Sayısal olarak sınırlı görünse de bu veriler bizim için oldukça değerli. Araç satışı sonrasında prim iadesinin iki gün sürmesi gibi süreçler, sadece operasyonel bir konu değil, doğrudan müşteri deneyimini etkileyen unsurlar olarak değerlendirilmeli.

Bugün bazı ürünlerde sigortalılarımızla temas oranımız yüzde 4–6 seviyelerine kadar düşebiliyor. Bu da müşterilerimizin çok büyük bir bölümüyle yıl boyunca anlamlı bir etkileşim kuramadığımızı gösteriyor. Finansal sistemde bankaların ve diğer kurumların daha yüksek etkileşim oranlarına sahip olmasının temel nedenlerinden biri de bu. Bizim de müşteriyle daha sık temas kurabileceğimiz, değer üretebileceğimiz ve ilişkiyi güçlendirebileceğimiz yeni modeller geliştirmemiz gerekiyor.

Sizin dijitalleşmeyle ilgili yatırımlarınız hangi alanlarda, uçtan uça kullanıyor musunuz? Dijitalleşmeye nasıl bakıyorsunuz? Dijitalleşme deyince ekosistemde ya da sizin şirketlerinizde biz ne anlamalıyız?

“Dijitalleşme belirli bir alan değil, başlı başına bir bütün”

Dijitalleşme konusuna şöyle başladık. Dedik ki; sigortalımıza en yoğun dokunduğumuz alanları dijitalleştirelim. Bunu yalnızca bir teknoloji yatırımı olarak da görmedik. Peki bu alanlar nereler? Çağrı merkezi, hasar süreçleri, servis hizmeti verdiğimiz noktalar ve ekranlarımız. Bu alanlarda belli bir seviyeye geldik, önemli iyileştirmeler sağladık. Ama bugün geldiğimiz noktada artık mesele “nereyi dijitalleştirelim?” sorusu değil. Çünkü dijitalleşme belirli bir alan değil; dijital, başlı başına bir bütün. Biz önce o bütünü tasarlamamız gerektiğine inandık. Bu nedenle tüm birimlerden ve fonksiyonlardan bağımsız şekilde, sürecin tamamını yeniden yazmaya başladık. Sonrasında ise bu bütünün içindeki mikro ve makro süreçleri dijital hale dönüştürmeyi hedefledik.

Bunun çıktılarını da almaya başladık. Sigortalımıza dokunduğumuz mobil alanları, hasar ekranlarını ve operasyonel süreçleri dijitalleştirdik. Artık sigortalımıza ait bir dosya önümüze düştüğünde yaklaşık otuz farklı alandaki bilgi otomatik olarak oluşuyor.

Bu aşamadan sonra hasar sürecini yöneten ekiplerimizin yoğun operasyonel çalışması başlıyor. Çünkü burada tahsilat süreçlerinden uygunluk kontrollerine, süre yönetiminden ödemenin gerçekleşip gerçekleşmediğinin takibine kadar birçok kritik adım bulunuyor. Süreç daha sonra hasarın temel unsurlarından biri olan parça tedariğine kadar uzanıyor. Ancak tüm bu operasyonel adımların ötesinde, bizim için asıl önemli olan sigortalımızın deneyimi. Sigortalımız aracını ne zaman teslim alacak? Süreç beklediği sürede tamamlanacak mı? Yapılan onarımdan memnun kalacak mı? Ve en önemlisi, aracına yeniden bindiğinde beklediği kaliteyi ve güven duygusunu hissedebilecek mi? Başarılı bir hasar yönetimi, yalnızca süreci tamamlamakla değil, sigortalının bu deneyimden memnun ayrılmasını sağlamakla mümkün oluyor.

Bizim odaklandığımız yer tam olarak burası. Çünkü müşterinin gerçek deneyimi o anda başlıyor. Evet, dijitalleşme tarafında gelişen ve yatırım yapan bir şirketiz. Çünkü bugün teknoloji olmadan üretim yapmanız, müşterinizi memnun etmeniz ve sürdürülebilir bir yapı kurmanız mümkün değil. Bir taraftan gelir elde etmeniz gerekiyor ki teknolojiye yatırım yapabilesiniz; diğer taraftan da yatırım yapmanız gerekiyor ki o geliri sürdürülebilir hale getirebilesiniz. Biz bunu birbirini besleyen bir bütün olarak görüyoruz.

Hedefimiz, sigortalılarımızın ihtiyaç duyduğu her anda hizmete en hızlı ve en kolay şekilde ulaşabildiği bir yapı oluşturmak. Bu hizmetin, gerektiğinde insan temasıyla, gerektiğinde ise tamamen dijital kanallar üzerinden sunulabilmesi büyük önem taşıyor. Burada yalnızca talepleri bir saat içinde sonuçlandırmaktan değil, mümkün olan durumlarda süreci tek bir işlemle tamamlayabilecek bir deneyim sunmaktan söz ediyoruz. Bu vizyonun bazı unsurlarını bugün hayata geçirmiş durumdayız, bazıları ise belirli bir dönüşüm süreci gerektiriyor. Ancak bu konuda son derece kararlıyız ve müşteri deneyimini sürekli geliştirecek çözümler üzerinde yoğun şekilde çalışıyoruz. Temel yaklaşımımız; süreçleri hızlandırırken aynı zamanda müşterilerimizin hayatını kolaylaştıran, erişilebilir ve kesintisiz bir hizmet modeli oluşturmak.

-Biraz Bereket Plaza’dan bahsedelim ne zaman oldu taşınmanız? Buraya hedefleriniz nelerdi? Neden buraya taşındınız?

“Bereket Plaza sadece bir ofis değil, birlikte çalışma kültürünün yeni merkezi”

Tabii, 2025 yılında yeni binamıza taşındık. Bu gerçekten sadece fiziki bir taşınma değildi. Daha önce de bahsettiğim gibi grubumuzun 18 şirketi var. Bu şirketlerin bazıları İstanbul’da faaliyet gösteriyor, bazı şirketlerimizin genel müdürlükleri ise Ankara ve farklı illerde bulunuyor. İstanbul’da da çeşitli birimleri vardı. Hepimiz aynı şehirdeydik ama farklı lokasyonlardaydık. Yeni binamızla birlikte tüm ekiplerin bir araya gelmesi; birbirimizi daha iyi tanımamıza, kurum kültürünü daha güçlü paylaşmamıza ve çok daha yüksek bir enerji oluşmasına katkı sağladı. Aynı zamanda karar alma süreçleri de hızlandı. Gün içinde bir konuyu çözüp odadan çıktığınızda, yeni bir mesele için tekrar hızlıca ilgili kişilere ulaşabiliyorsunuz. Bu da ciddi bir konfor ve operasyonel çeviklik sağlıyor.

Tabii bu binanın bize kattığı başka değerler de oldu. Kendi binamız olduğundan çalışanlarımız için daha fazla etkinlik düzenleme, sanatsal çalışmalar yapma ve konferanslar organize etme imkânımız oluştu. Neredeyse her hafta farklı etkinlikler gerçekleştiriyoruz. Geçtiğimiz günlerde yaptığımız bir etkinlikte kura çektik, bana begonya çıktı. Hep birlikte çiçek diktik. Böyle keyifli ve samimi anların yaşandığı bir çalışma ortamı oluştu. Binayı tasarlarken de sade, açık ofis anlayışını benimsedik. İnsanların birbirleriyle kolay iletişim kurabileceği, etkileşimin yüksek olduğu bir yapı oluşturmaya çalıştık. İç mekânda da hem Bereket kültürünü hem de grubumuzun diğer şirketlerini yansıtan sanatsal dokunuşlara yer verdik.

İlerleyen dönemde binamızı tüm paydaşlarımıza, dağıtım kanallarımıza ve iş ortaklarımıza daha kapsamlı şekilde tanıtmayı da hedefliyoruz. Çünkü burada sadece bir ofis değil, aynı zamanda birlikte çalışma kültürünü güçlendiren bir yapı oluştu. Sadece bina içiyle de ilgilenmedik. Buraya taşındığımızda çevremizde bulunan tüm kurumlarla bir araya geldik. Bölgede finans kuruluşları, üniversiteler, liseler, hastaneler ve sanayi kuruluşları bulunuyor. Hepsini davet ederek ortak bir toplantı gerçekleştirdik. Özellikle bölgedeki trafik gibi bazı ortak sorunları birlikte değerlendirdik. Sonrasında ilgili kurumlarla bir araya gelip çözüm önerilerini birlikte paylaştık. Bu süreç bize şunu gösterdi: bulunduğunuz çevreyle birlikte hareket ettiğinizde çok daha güçlü bir sinerji oluşuyor. Dolayısıyla bu binanın enerjisi yalnızca içeride kalmadı, çevresine de yayıldı. Bugün çevremizdeki kurumlarla daha fazla iletişim kuruyoruz. Bazen üniversite tarafında yemek yiyoruz, bazen aşağıdaki kafede bir araya geliyoruz. Bu taşınma bize sadece yeni bir çalışma alanı değil, aynı zamanda yeni ilişkiler, yeni iş birlikleri ve yeni bir sosyal çevre de kazandırdı. O yönüyle bizim için gerçekten çok değerli ve güzel bir deneyim oldu.