Almanya’da yasal sağlık sigortası kurumları yıllardır bütçe açığıyla mücadele ediyor. 30 Mart’ta, Federal Sağlık Bakanlığı tarafından görevlendirilen Sağlık Finansmanı Komisyonu (FKG), kapsamlı bir raporla toplam 66 öneri sundu. Komisyonun dikkat çeken önerilerinden biri, “altı yaşın altında çocuğu bulunmayan eşler ve onlara denk yaşam partnerleri için primsiz sağlık sigortasının kaldırılması” oldu.
Burada asıl açıklamaya ihtiyaç duyan nokta, eşlerin primsiz sigorta kapsamından çıkarılması değil, bu hakkın evlilik kurumuna bağlanmış olmasıdır. Primsiz aile sigortasının evlilik temelinde sürdürülmesi yerine, bakım sorumluluğuna göre yeniden düzenlenmesi; hem tüm aileleri daha adil biçimde desteklemek hem de özellikle kadınlar açısından yapısal bağımlılık yaratılmasını önlemek açısından daha tutarlı bir yaklaşım olacaktır.
Mevcut Kapsamıyla Primsiz Aile Sigortası
Primsiz aile sigortası, Alman Sosyal Güvenlik Kanunu’nun (SGB V) 10. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, belirli şartlar altında sigortalı bireylerin eşleri, yaşam partnerleri ve çocukları ile bu çocukların çocukları da aile sigortası kapsamında yer alabilir.
Bu kapsamda sigortalanan kişiler, yasal sağlık sigortasında bağımsız bir sigortalı statüsü kazanır ve diğer sigortalılarla aynı korumadan yararlanır; ancak kendileri prim ödemez. Sistem 15,6 milyon eş, partner ve çocuğu kapsamaktadır ve bunların büyük çoğunluğunu çocuklar oluşturmaktadır.
Primsiz aile sigortası, aile yüklerinin dengelenmesine yönelik bir araçtır ve özellikle çocuklu aileler için ciddi bir ekonomik rahatlama sağlar. Çünkü ana sigortalının ödediği prim, aile bireylerinin sayısına göre değil, yalnızca kendi gelirine göre belirlenir. Bu ilke, SGB V’nin 240. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesi uyarınca isteğe bağlı sigorta primi ödeyenler için de geçerlidir.
Mevcut Sigorta Şartlarıyla Evlilik mi, Aile mi Teşvik Ediliyor?
Sağlık Finansmanı Komisyonu, eşler ve yaşam partnerleri için primsiz sigorta korumasının kaldırılmasını önermektedir. Buna karşılık, altı yaşından küçük çocuğu bulunan çiftler için bu korumanın sürdürülmesi ve böylece bakım yüklerinin tanınması öngörülmektedir.
Bu yaklaşımın arkasında, hâlâ evlilik (ya da kayıtlı partnerlik) içinde kurulan ailenin, evlilik dışındaki birlikteliklere kıyasla daha fazla korunmaya değer olduğu yönündeki yasal anlayış yatmaktadır. Ancak bu yaklaşım anayasal açıdan sürdürülebilir değildir. Çocuk lehine sağlanan primsiz aile sigortası, aile yüklerinin dengelenmesinin bir parçasıdır ve dayanağını, anayasanın (GG) 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan aileyi teşvik etme yükümlülüğünden alır. Bu hüküm, yasama organına geniş bir takdir alanı tanımaktadır.
Federal Anayasa Mahkemesi, yerleşik içtihadında aileyi evlilikten bağımsız olarak “ebeveynler ile çocuklar arasındaki yaşam birliği” şeklinde tanımlamaktadır. Bununla birlikte, GG’nin 6. maddesi evliliğin de teşvik edilmesini öngörür: Eşlerin, tek gelirli ya da çift gelirli evlilik modeli arasında serbestçe seçim yapabilmeleri gerekir. Devlet, evliliği diğer birlikte yaşam biçimlerine kıyasla ayrıcalıklı kılabilir ve mali olarak destekleyebilir. Ancak diğer ilişki biçimlerinin dezavantajlı hâle getirilmesi, nesnel ve makul bir gerekçeye dayanmak zorundadır. Bu nedenle söz konusu reform, anayasanın 6. maddesinde yer alan evliliği ve aileyi teşvik etme yükümlülüklerinin birbiriyle nasıl dengeleneceği sorusunu gündeme getirmektedir.
Kadınların İş Hayatına Katılımı Aleyhine Yapısal Teşvikler
Aile bireylerinin primsiz sigorta kapsamında yer alması, Almanya’nın sosyal politikasının uzun süre geleneksel aile modelini temel aldığını gösteren örneklerden biridir. Daha yeni tarihli uygulamalar -ebeveyn parası (Elterngeld) ya da kurumsal çocuk bakımına erişim hakkı gibi- aile politikasının artık destek yükünü yalnızca özel alana bırakmadığını ortaya koymaktadır.
Aile sigortası, tarihsel olarak çalışan birey ile ailesinin korunması gereken bir bütün olduğu anlayışına dayanır. Nitekim 1992 yılına kadar aile kapsamında sigortalanan kişiler, bağımsız bir sigortalı statüsüne değil, yalnızca türev bir sigorta korumasına sahipti. Feminist hukuk çalışmaları, bu sistemi -bakım emeğini en azından dolaylı biçimde tanısa da[1]- kapsamlı şekilde eleştirmiştir.
Zira primsiz aile sigortası, tek gelirli evlilik modelini teşvik etmektedir: Bir çift toplamda tek kazançlı bir birey kadar gelir elde etse bile, gelirler ayrı ayrı değerlendirildiği için daha yüksek prim ödemek durumunda kalabilmektedir.[2] Öte yandan, düşük gelirli ya da sınırlı süreli çalışan bir partner de belirlenen gelir sınırının altında kaldığı sürece bu kapsamda sigortalanabilmektedir. Bu nedenle sigorta kapsamında yer alan yetişkinlerin büyük çoğunluğunu kadınlar oluştururken, ana sigortalı çoğunlukla hâlâ erkektir.
Mevcut sistem, erkeklerin ana gelir sağlayıcı olduğu geleneksel iş bölümü modelini yeniden üretmekte ve kadınların zorunlu sigortaya tabi bir istihdama yönelmesini teşvik etmemektedir. Bu tespit, komisyon raporunda da açık biçimde yer almaktadır.
Geçmişten Kalan Aile Sigortası Modeli ve Bunun Güncelliği
Primsiz aile sigortası ayrıcalığı, bugüne kadar yalnızca evlilik ve kayıtlı partnerlik çerçevesinde tanınmıştır. Ancak sistemin partnerlik düzeyinde evliliğe bağlanması, aile yüklerinin dengelenmesi gerekçesini de tartışmalı hâle getirmektedir.[3] Nitekim çocuk sahibi olmayan evli çiftler de bu haktan yararlanırken, ortada bakımı üstlenilecek bir çocuk bulunmamaktadır. Buna karşılık Almanya’da çocukların yüzde 30’dan fazlası evlilik dışı doğmasına rağmen, bu çocukların ebeveynleri aynı korumadan yararlanamamaktadır.
Bu durum, çocuğu doğrudan etkileyen belirli bir aile anlayışını yansıtır: Aile, istikrarın güvencesi olarak görülen evli iki ebeveynden oluşur. Federal Anayasa Mahkemesi (BVerfG) de 2003 yılında, Sosyal Güvenlik Kanunu’nun (SGB V) 10. maddesinin 3. fıkrasına ilişkin kararında bu anlayışı temel almıştır. Söz konusu düzenleme, ebeveynlerden biri özel sigortalı olup diğerine kıyasla daha yüksek ve düzenli gelire sahipse ve her iki ebeveyn de yasal sigorta kapsamında değilse, çocuğun aile sigortasından yararlanmasını dışlamaktadır.
Mahkeme, o dönemdeki kararında, evli ebeveynlerin karşılıklı nafaka yükümlülükleri sayesinde çocuğun evlilik dışı bir çocuğa kıyasla daha iyi güvence altında olduğunu ileri sürmüştür. Benzer şekilde, evli çiftlerin tüp bebek tedavisi gibi uygulamalarda yasal sağlık sigortası desteğinden yararlanıp yararlanamayacağı tartışılırken de evliliğin çocuğa daha sağlam bir hukuki zemin sunduğu varsayılmıştır. Ancak evli ve evli olmayan ebeveynler arasındaki bakım yükümlülüklerinin büyük ölçüde eşitlenmesinin ardından bu yaklaşımın hâlen geçerli olup olmadığı sorusu Mahkeme tarafından açık bırakılmıştır.
Bugün önerilen sağlık sigortası reformu, bu geleneksel aile modelini yeniden pekiştirmektedir. Oysa anayasanın 6. maddesi uyarınca aile, evlilikten bağımsız olarak da korunmalı ve teşvik edilmelidir. Anayasal düzlemde evliliğin korunması ile ailenin korunması her zaman örtüşmek zorunda değildir. Nitekim Federal Anayasa Mahkemesi de her evliliğin çocuk odaklı olmadığını ve her evliliğin ailenin ön aşaması olarak görülemeyeceğini vurgulamaktadır.
Ebeveynler çocuk sahibi olup onları yetiştirdiklerinde, partnerlik statülerinden bağımsız olarak, nesiller arası sürekliliğe dayanan sosyal güvenlik sistemine katkı sunarlar. Federal Anayasa Mahkemesi de bu katkıyı, yasal sağlık sigortası sistemi açısından ilkesel olarak tanımıştır.
Primsiz Sigorta Ölçütü Olarak Çocuk Bakımı Sorumluğu
Reform önerisi, bakım sorumluluklarını hafifletilmesi gereken bir yük olarak tanımakta ve altı yaşından küçük çocuğu bulunan eşler ile yaşam partnerleri için primsiz aile sigortasını sürdürmeyi öngörmektedir. Küçük çocukların yüksek bakım ihtiyacı, özellikle kurumsal çocuk bakımının hâlâ yetersiz olduğu koşullarda, her iki ebeveynin iş gücüne katılımını zorlaştırmaktadır.
Bu durumu dikkate alan reform, çocukların ilkokul çağına gelmesiyle birlikte ebeveynlerin çalışma hayatına katılımının aile içi bakım yükümlülükleriyle daha uyumlu hâle geldiğini varsaymaktadır. Benzer bir yaklaşım sosyal hukukun diğer alanlarında da görülmektedir; örneğin SGB II’nin 10. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendine göre, üç yaşından küçük bir çocuğun bakımı nedeniyle çalışmak makul kabul edilmemektedir.
Eğer yasal sağlık sigortası bu bakım yükünü dengelemeye devam edecekse, primsiz sigorta uygulamasının evli olmayan ebeveynleri ve tek ebeveynli aileleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi gerekir. Bu kapsam, örneğin ebeveyn izni gibi belirli ve zamanla sınırlı bakım dönemlerine bağlanarak, istihdama katılımı da destekleyecek biçimde düzenlenebilir.
Bu yaklaşım, ebeveyn iznindeki bekar ebeveynlerin sigorta durumunu da doğrudan etkileyecektir. Ebeveyn iznine girmeden önce zorunlu sigorta kapsamında olanlar, mevcut iş ilişkisi sürdüğü sürece -ebeveyn parası alıp almadıklarına bakılmaksızın- primsiz sigortalı kalmaya devam eder. Buna karşılık, ebeveyn izni öncesinde gönüllü sigortalı olanlar bu dönemde en azından asgari düzeyde prim ödemeye devam etmektedir. Sosyal sistemin bakım yükünü dengelemeyi amaçladığı düşünüldüğünde, bu durum açık bir çelişki olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu Öneriden Hareketle Aile Sigortası Modeli Daha Kapsamlı Tartışılmalı
Reform önerisi, primsiz aile sigortasının amacını yeniden değerlendirmek için önemli bir zemin sunmaktadır. Buradaki mesele, sosyal devletin sunduğu hakların tasarruf tedbirleriyle daraltılması değil; aksine, bakım odaklı bir modelle daha fazla ailenin güvence altına alınabilmesidir. Çocukların primsiz sigorta kapsamında yer alması gerektiği ise tartışma dışıdır.
Asıl belirleyici soru, bakım emeğinin güvence altına alınıp alınmaması değil, bunun kimler için geçerli olacağıdır. Eşler ve yaşam partnerlerinin sigorta kapsamı açısından bakıldığında şu ayrım netleştirilmelidir: Amaç evliliği ya da partnerliği teşvik etmekse, sistem çocuksuz çiftleri de kapsamalıdır. Ancak amaç aileyi desteklemek ve bakım yükünü hafifletmekse, bu destek bakım sorumluluğuna dayanmalıdır.
Ebeveynler, artan bakım ihtiyacı nedeniyle yük altındadır ve bu durum yalnızca evlilik içinde doğan çocuklarla sınırlı değildir. Bu nedenle primsiz aile sigortasının evlilik bağına değil, aile içinde üstlenilen bakım sorumluluğuna dayandırılması daha tutarlı bir yaklaşım olacaktır.